18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Günü Sözleri ve Mesajları | MUHTEŞEM SÖZLER

18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Günü Sözleri ve Mesajları

18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Günü Sözleri ve Mesajları

Çanakkale geçilmez sözünü tarihe altın harflerle kazıyan ecdadımızı 103.yılında rahmet ve minnetle anıyoruz.

 

18 Mart 1915, Türk tarihinde bir askeri ve siyasi başarı olmaktan öte inanç, azim ve yiğitlikle örülmüş bir destanın tarihidir. Zaferimiz kutlu olsun…

 

Bu topraklarımızı vatan yapan aziz şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.

 

18 Mart Çanakkale Deniz Zaferini kutluyor aziz şehitlerimizi minnet ve saygıyla anıyoruz..

Türk savaş tarihine altın harflerle yazılan Çanakkale Zaferi’nin 103. yıldönümünü kutlamanın ve kutsal vatanımız için canlarını feda eden şehitlerimizin Şehitler Günü’nü idrak etmenin onurunu yaşıyorum.

 

Bir ulus ve vatan yaratan bu kutlu günde 18 Mart şehitlerini minnetle anıyoruz.

 

Dur yolcu bilmeden gelip bastığın bu toprak bir devrin battığı yerdir. Çanakkale zaferimiz kutlu olsun.

 

Türk milletinin Çanakkale’de elde ettiği zafer, bütün dünyaya verilmiş bir insanlık dersidir.

 

Çanakkale Zaferi; vatan topraklarını korumak için şahlanan Türk ulusunun muhteşem bir destanıdır.

Tarihe altın harflerle yazılan Çanakkale Deniz Zaferi’nin 103. yıldönümünde milletimizin bu onurlu gününü kutluyor, kahraman şehitlerimizi ve ebediyete intikal eden gazilerimizi şükran ve rahmetle anıyorum.

(Bu çalışmayı hazırlayan vektörel çizim sitesine teşekkür ederiz)

 

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda. Şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.

 

Ey şehit oğlu şehit isteme benden makber, sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber. Aziz şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.

 

Çanakkale Zaferi, vatan topraklarını korumak için şahlanan bir milletin bağımsızlığının ve egemenlik aşkının ibret verici kahramanlık destanıdır.

 

Sevinç ve coşkuyla kutladığımız Çanakkale Zaferi’nin 103. yıldönümünde, bu güzel vatanımız için canını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve özlemle yâd ediyorum. Ruhları şad, mekânları cennet olsun…

 

Bu destansı zaferin temelinde güçlü bir iman, büyük bir vatan aşkı ve hürriyet tutkusu vardır. Çanakkale şehitlerimizi minnetle anmaktayız.

(Genel Kurmay arşivinden)

Dönmeyi hiç düşünmediler. Bu vatanı evlatlarına bırakabilmek için canlarını gözlerini bile kırpmadan verdiler. Saygı ve minnetle şehitlerimizi anıyoruz.

 

Milletimiz, mukaddes vatanımızın korunması için canlarını veren şehitlerini ve gazilerini hiçbir zaman unutmayacak, onların bıraktıkları mirasa, vatanımıza ve bayrağımıza onurla sahip çıkacaktır.

 

Çanakkale Zaferi, vatanseverlik, fedakârlık, cesaret gibi yüksek faziletlerin kahramanca sergilendiği bir destandır. Aziz Türk milletimizin bu onurlu günü kutlu olsun.

 

Çanakkale Deniz Zaferi Birinci Dünya Savaşı içinde ayrı bir özelliği olan, tarihin akışını değiştiren, bağımsızlığı uğruna canını vermekten çekinmeyen Türk milletinin kahramanlık destanıdır. Çanakkale Zaferimiz kutlu olsun aziz şehitlerimizi minnetle anıyoruz.

 

Türk milleti Çanakkale’de elde ettiği üstün başarısı ile tüm dünyaya, bağımsızlığı ve vatan toprağı söz konusu olduğunda, karşısında hiçbir gücün duramayacağı mesajını en açık şekilde vermiştir.

 

Çanakkale, vatan savunmasının akıl ve iman gücüyle destana dönüştüğü, Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı, bizim ve dünya için en önemli savaşlardan biridir. 18 Mart Çanakkale Deniz zaferimiz kutlu olsun. Şehitlerimizin mekânları cennet olsun…

(Genel Kurmay arşivinden)

 

 

Büyük bir imanın, muazzam bir azmin ve sarsılmaz bir kararlılığın timsali olan bu zaferin 103. yıl dönümünü kutlarken, bu uğurda canlarını vermiş şehitlerimizin mukaddes hatıraları önünde saygıyla ve sevgiyle eğiliyoruz.

 

 

Bugünlere ulaşmamızı sağlayan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere vatanın bölünmez bütünlüğünü ve Türk Milletinin huzur ve güvenliğini sağlamak için hayatlarını feda eden aziz şehitlerimizi minnetle anıyoruz.

 

Bu mukaddes güzel yurt topraklarının korunması ve bayrağımızın dalgalanması için birlik, beraberlik ve bütünlük içinde verilen mücadeleyi millet olarak idrak etmeli, gelecek nesillere bu bilinci aktarmayı, bu güzel vatanı bizlere emanet eden atalarımıza karşı bir borç bilmeliyiz.

 

 

Türk ve dünya tarihine damga vurmuş en önemli olaylar arasında yer alan 18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi, bir milletin birlik ve beraberlik içinde verdiği şanlı mücadelenin unutulmaz hatırası olmak bakımından insanlık tarihinde eşine az rastlanır bir kahramanlık destanıdır. Zaferimiz kutlu olsun…

Çanakkale Zaferi’nin 103. yıldönümünü kutluyor; bugünlere ulaşmamızı sağlayan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, vatanın bölünmez bütünlüğü ve Türk milletinin huzur ve güvenliği için hayatlarını feda etmekten çekinmeyen aziz şehitlerimizi minnet ve saygıyla anıyorum.

 

*******

”Siperler arası 8 metre. Yani ölüm muhakkak. 3 dakika önce gelen bölüğün tamamı şehit olmuş. Yeni gelenler bunu biliyor ve bir 3 dakika sonra kendisinin de şehit olacağının farkında ilerliyor. Ama ne ilerleme! Bir an bile sarsılma, durma, geriye bakmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kur’an okuyor bilmeyenler Kelime-i şahadet getiriyor. Az sonra öleceğini bile bile gözünü kırpmadan şehadete gidiyor. İşte Çanakkale Savaşlarının zaferle sonuçlanmasını sağlayan şey milletimiz ve onun askerindeki bu yüce ruhtur.” (M.Kemal Atatürk)

 

Asım’ın nesli. Diyordum ya. Nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek. – Mehmet Akif Ersoy –

(Genel Kurmay arşivinden)

 

  Türkler, Çanakkale’yi zorlayan çağının en ileri tekniğine sahip güçler karşısına adeta bir kale gibi dikilmişlerdir. (Churchill)

 

”18 Martta mağlup olduk. Bu bapta tevile felana (başka anlam vermeye falan) hacet yoktur.” (İngiliz Yazar Ellis Ashmit Bartlett)

 

  Avrupa’da hiçbir asker yoktur ki, bu ifadenin altını çiziyorum, * Türklerle mukayese edilebilsin. Almanların müdafaada gayet iyi oldukları kabul olunabilir. Fakat siperlerde onlar dahi Türklerle kıyas edilemez. Misal olarak Gelibolu’yu zikretmek isterim. Orada bizim gemi ateşlerimizle büyük zayiata uğrayan kıtalar, Türk olmasalardı. Yerlerinde kalamaz ve derhal değiştirilirlerdi. Halbuki, Türkler, bütün muharebe müddetince yerlerinde kaldılar. (General Tawshend)

 

Bu Türk kıtaatının cesaret, metanet ve se’bat cihetiyle takdir ve senaya liyakati, her şüphenin fevkinde bulunmuştur. Donanmasının ateşiyle de, en müessir surette muavenet gören pek cesur bir düşman taarruzlarına karşı sayısız muharebelerde bu kıtaat mevkilerini muhafaza etmişlerdir. (Alman Generali Uman von Sanders)

Benimle beraber burada muharebe eden bütün askerler kesin olarak bilmelidir ki bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar mahrum kalmasına sebep olacağını hepinize hatırlatırım. (Mustafa Kemal Atatürk)

********************

DUR YOLCU

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın

Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.

Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın

Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

 

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda

Gördüğün bu tümsek Anadolu’nda,

İstiklal uğrunda, namus yolunda

Can veren Mehmed’in yattığı yerdir.

 

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,

Son vatan parçası geçerken ele,

Mehmed’in düşmanı boğdugu sele

Mübarek kanını kattığı yerdir.

 

Düşün ki, haşrolan kan, kemik, etin

Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin

Bir harbin sonunda bütün milletin

Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

 

Necmettin Halil Onan

 

Zafer Türküsü

Yaşamaz ölümü göze almayan,

Zafer, göz yummadan koşana gider.

Bayrağa kanının alı çalmayan,

Gözyaşı boşana boşana gider!

 

Kazanmak istersen sen de zaferi,

Gürleyen sesinle doldur gökleri,

Zafer dedikleri kahraman peri,

Susandan kaçar da coşana gider.

 

Bu yolda herkes bir, ey delikanlı,

Diriler şerefli, ölüler şanlı!

Yurt için dövüşen başı dumanlı,

Her zaman bu şandan, o şana gider.

 

– Faruk Nafiz Çamlıbel

 

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ

Seni anlatmaya yetmiyor dilim

Bayrağım burcunda al Çanakkale’m

Değilsin sadece şirin bir ilim

Diyetin ödenmiş bil Çanakkale’m

 

Daha onbeşinde küçücük yaşı

Tekbirle çınlatmış dağ ile taşı

İman dolu göğsü gururlu başı

Mehmedimin kanı sel Çanakkale’m

 

Kimi harbiyeli kimi liseli

Delikanlı olmuş deli mi deli

Sarmamış kolları taze güzeli

Ayşe’ler Fatma’lar dul Çanakkale’m

 

Vatanım,toprağım deyip uğruna

Sarılıp imanla al bayrağına

Kınalı kuzular girmiş bağrına

Koynunda şehitler gül Çanakkale’m

 

Analar kınayla cepheye salmış

Nice koç yiğidim burada kalmış

Sakın şehidime demeyin ölmüş

Lâl olsun söyleyen dil Çanakkale’m

 

Batacak sanmışlar Türk’ün güneşi

Mehmedin bağrında iman ateşi

Destanlar yazdırdı yoktur bir eşi

Dillerde türküsün gül Çanakkale’m

 

Durupta bir yudum suyunu içtim

Basmadım toprağa dikeni seçtim

Dualar okuyup edeple geçtim

Ölürüm uğruna bil Çanakkale’m

 Leyla Gül Varoğlu

 

Mehmedim Devleşiyor Çanakkale’de

 

Bir karabulut sarmış Çanakkale’yi,

Kiniyle, nefretiyle düşman Çanakkale’de.

Sığınmış da topunun, tüfeğinin ardına,

Lâkin yüreksiz gelmiş, titrer Çanakkale’de.

 

Yıkar mı sandın güllelerin Mehmetçiği?

Mehmedim şahlanıyor Çanakkale’de.

Battıkça zırhlıları boğazın serin sularında,

Düşman çare arıyor Çanakkale’de.

 

Sular azgın, toprak gürlüyor,

Patlayan güllelerle kıyametler kopuyor.

Bir vatan evladı topraktan çıkıyor,

Koca Seyit haykırıyor, Çanakkale’de.

 

Tümenlerle geliyorlar, binlerle.

Seddülbahir kan ağlıyor hem denizlerde.

Her şey tamam denilen yerde,

Yahya Çavuşlar kükrüyor siperlerinde.

 

Hiç zincir vurulur mu bu yüce millete?

Sanır mısın ki alırsın sen onu esarete.

Hayâsızca atılırken düşman ileriye,

Süngüsü çarpıyor bir aslan Mehmet’e.

 

Bir zamanlar gelinciklerin açtığı sarp yamaçlarda,

Kızıla boyanmış toprak var şimdi oralarda.

Gökyüzüne uçuşan kollar, bacaklar ve parmaklarla,

Mehmedim devleşiyor Çanakkale’de.

 

Son bir ümitle saldırırken hayâsızca düşman,

Ele geçirerek tepeleri,

İnmek için Marmara’ya.

“Siper al asker!” diye bir ses gürlüyor,

Mustafa Kemaller yükseliyor Çanakkale’de.

 

Ne cesaret geldiniz ey gafiller siz Anadolu’ya,

Siz ki güvendiniz onca makinanıza, topunuza.

Lâkin almakta geç kalmadınız cevabınızı,

Anladınız bu vatan kanla alındı.

Binlerce Mehmetçiğin kanı vatan demek,

Ebedi bağımsızlık demek,

Haydi size uğurlar ola…

 

 – Metin Korkmaz

 

 

Çanakkale Geçilmez- Çanakale Destanı

 

Bir millet dirilmişti, tek parola vatandı

Masmavi olan deniz, al kanlara boyandı

Etten kale ördüler hepsi taze civandı

Muharebe meydanı, sanki döndü mahşere

Çanakkale geçilmez, koştuk büyük zafere

 

Topraklar dile gelse, ah konuşsa şu taşlar

Nidalarda tekbirler, gökte ağladı kuşlar

Kol bacaklar kopmuştu, yerde vücutsuz başlar

Şahadete ermişti, kan dolmuştu miğfere

Çanakkale geçilmez, koştuk büyük zafere

 

İman gücü göğsünde, koca Seyit onbaşı

Sürdü ağır gülleyi, düşmanın bitti işi

Muzaffer ordumuzun, onurla dikti başı

İnanmış cengaverler, indi yattı sipere

Çanakkale geçilmez, koştuk büyük zafere

 

Nusrat mayın gemisi, mayın döşedi vurdu

Yedi düvel saldırdı, lakin pes etti durdu

İngilizler şaşkındı, şahlandı bizim ordu

Çünkü büyük bir görev, verilmişti nefere

Çanakkale geçilmez, koştuk büyük zafere

 

Anafartalar yandı, artık kalmadı mecal

Akan şehit kanına, göklerde indi hilal

Atam emir vermişti, ya ölüm ya istiklal

İki yüz eli üç bin, şehit girdi makbere

Çanakkale geçilmez, koştuk büyük zafere

 

Artık şanlı ordumuz, başarıyı tatmıştı

Düşmanın gemileri, birer birer batmıştı

Anzaklar çaresizdi, Fransızlar bitmişti

Mehmetçiğimin ünü, ulaştı bin bir yere

Çanakkale geçilmez koştuk büyük zafere

 

Kevseri der: kurtardı, yardım eyledi Allah

Şefaat kani lütuf, eylesin Resulullah

Artık zafer bizimdi, şükür elhamdülillah

Bir tarih yazılmıştı, tek tek geçti deftere

Çanakkale geçilmez, koştuk büyük zafere

 

 – Âşık Kevseri

 

 

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

 

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?

 

En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,

 

-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-

 

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

 

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!

 

Nerde -gösterdiği vahşetle- “bu: bir Avrupalı! “

 

Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,

 

Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

 

Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,

 

Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.

 

Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da,

 

Ostralya’yla berâber bakıyorsun: Kanada!

 

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;

 

Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.

 

Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…

 

Hani, tâ’ûna da züldür bu rezîl istîlâ!

 

Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,

 

Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl,

 

Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;

 

Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

 

Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…

 

Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.

 

Sonra mel’undaki tahrîbe müvekkel esbâb,

 

Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

 

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;

 

Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;

 

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

 

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

 

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,

 

Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.

 

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;

 

O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…

 

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,

 

Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.

 

Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,

 

Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

 

Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,

 

Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.

 

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler…

 

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!

 

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

 

Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat îman?

 

Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?

 

Çünkü te’sis-i İlâhî o metîn istihkâm.

 

Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,

 

Beşerin azmini tevkîf edemez sun’-i beşer;

 

Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;

 

“O benim sun’-i bedî’im, onu çiğnetme” dedi.

 

Âsım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:

 

İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.

 

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…

 

O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,

 

Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

 

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

 

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

 

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

 

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i…

 

Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

 

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

 

“Gömelim gel seni târîhe” desem, sığmazsın.

 

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…

 

Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.

 

“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;

 

Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

 

Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,

 

Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;

 

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,

 

Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;

 

Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,

 

Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,

 

Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;

 

Gündüzün fecr ile âvîzeni lebriz etsem;

 

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…

 

Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

 

Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,

 

Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn’i,

 

Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…

 

Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

 

O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;

 

Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;

 

Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,

 

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…

 

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,

 

Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

 

MEHMET AKİF ERSOY

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?