Abdülkadir Geylani Sözleri

Abdülkadir Geylani Sözleri

Hicri 470/470 (Miladi 1077/1078) yılında Hazar denizinin güneybatısındaki Gîlân eyalet merkezine bağlı Neyf köyünde  doğan Abdülkadir Geylani’nin soyu Hz Ali’ye kadar ulaşmaktadır. Doğduğu yer  Türkçe Geylani şeklinde okunmaktadır.  Vefat tarihi olarak kimi kaynaklarda Miladi Şubat 1166 yazsa da genel kabul gören 17 Temmuz 1166 tarihidir. Kabri Bağdat’tadır. Bu tasavvuf büyüğü İslam aliminin sözlerinden bir demet hazırladık.

 

Teslim ol, rahat bul!

 

Allah’ı arayan O’nu bulur.

 

Sabır, hayrın temelidir.

 

Yerini bilmeyene kader yerini öğretir.

 

İmanı kuvvetli olanın imtihanı ağır olur.

 

Zahir fıkhını öğren, sonra batın fıkhına yönel!

 

Batın bilgisi, seninle Rabbin arasındaki ışıktır.

 

Hüzünsüz bir neşe ve darlıksız bir bolluk olmaz.

 

İnsan Allah’a kalıbıyla değil, kalbiyle ibadet eder.

 

Nefsine dizgin vur ve bin. Aksi halde o sana biner.

 

Kendine bir ağırlık veren kimsenin hiçbir ağırlığı yoktur.

 

Salihlerin kalpleri faydayı da zararı da Rablerinden bilir.

 

Veliliğin şartı gizlenmek, nebiliğin şartı açıklamaktır.

 

Hayânın hakikati, yalnızlıkta ve toplulukta Rab’dan utanmaktır.

 

İnsanların çoğunun helaki, küçük günahları sebebiyledir.

 

Bidayetin zorluklarına sabrederseniz nihayetin rahatı size ulaşır.

 

Akıllı kimse ölümü düşünen ve kaderin getirdiğine razı olandır.

 

Kulun kalbi Rabbine erince Rabbi onu kimseye muhtaç etmez.

 

Resulullah hariç her mahluk perdedir; Resulullah ise kapıdır.

 

Faydayı ve zararı Allah’ın dışındakilerden bilenler Allah’ın kulu değildir.

 

Bir şeyi hatırlamak Allah’ı unutturuyorsa, o şey o kişi için uğursuzdur.

 

Tasavvuf yolu salihleri görüp onların sohbetlerini ezberlemekle kat edilmez.

 

Zahir ilimleri, görünen kısmın ışığıdır. Batın ilimleri ise görünmeyen kısmın.

 

İlim kılıç, amel el gibidir. El olmadan kılıç kesmez. Kılıç olmadan da el kesmez.

 

Her şeyde O’nun isimlerinden bir isim mevcuttur, her şeyin ismi O’nun ismindendir.

 

İnanan kimse Allah’tan başka kimseden korkmaz ve başkasından hiçbir şey beklemez.

 

Müminin âdeti önce düşünüp sonra konuşmaktır. Münafık ise önce konuşur, sonra düşünür.

 

Bir kişi, Kur’an ve Sünnet’e göre sevimli ise sen de onu sev, kötü ise sen de kötü gör.

 

Bütün insanlar seni kendi menfaati için ister. Allah ise seni senin menfaatin için ister.

 

Rabbinizin kereminden dileyin, icabet etse de etmese de O’ndan isteyin. Çünkü O’ndan istemek ibadettir.

 

Salihlerden birisine “Neyi arzu ediyorsun?” diye sorulduğunda, “Arzu etmemeyi arzu ediyorum.” diye cevap verdi.

 

Hak’tan korkanın korkusu arttıkça kalbi ona korkuyu unutmayı öğretir. Onu Hakk’a yakınlaştırır. Ona müjdeler verir.

 

O’nu tanısaydınız, O’nun önünde dilleriniz lal kesilirdi; kalpleriniz ve diğer uzuvlarınız her hâlinde edepli olurdu.

 

Günahların kötü bir kokusu vardır. Allah’ın nuru ile bakanlar bunu anlar, fakat halktan gizler, onları rezil etmezler.

 

Başkasının kısmetine haset etmek en büyük cahilliktir. Senin kısmetin başkasına, başkasının kısmeti sana geçmez.

 

Kaderin gelmesinden rahatsız olma, onu kimse döndüremez ve kimse engel olamaz. Takdir olunan şey mutlaka gerçekleşir.

 

Geçim yollarının yaratıcısını unutup geçim yollarına takılıp kalan, bakiyi unutup fâni ile sevinen kimse ne kadar da cahildir!

 

Nasibin olanı kaybetmezsin, onu senden başkası yiyemez. O başkasının nasibi olmaz. Nasibini ona hırs göstermekle elde edemezsin.

 

Başına gelen marazlar, sıkıntılı haller senin için bir temizleyicidir. Onlar seni temizleyecek ve sen Hakk’a yakınlık sağlayacaksın.

 

Sahte rabler boyundan çıkarılıp atılmadıkça, sebeplerle ilişik kesilmedikçe, fayda ve zararı insanlardan bilmeyi terk etmedikçe kurtuluş mümkün değildir.

 

Derdi de yaratan O’dur, devayı da. O kendisini öğretmek için belaya müptela kılar. Böylece hem bela verebileceğini, hem de bunu kaldırabileceğini gösterir.

 

Kalp salih olunca daimi zikir elde edilir ve kalbin her tarafına Hakk’ın zikri yazılır. Böyle bir kalbin sahibinin gözleri uyuyabilir ama kalbi Rabbini zikreder.

 

Kalp Kitap ve Sünnete göre amel ederse kurbiyet (yakınlık) kazanır. Bunu kazanınca da neyin kendi lehine ve aleyhine, neyin Allah için veya başkası için, neyin de hak ve batıl olduğunu bilir ve görür.

 

“Sen Allah’ı zikret ki, O da seni zikretsin. Allah’ı zikret ki o zikir günahlarını döksün. Günahsız olarak kalasın. Günahsız itaatkar bir mümin olasın. İşte o zaman o seni zikreder. O zikir seni öyle sarar ve meşgul eder ki, birşey isteyecek vakit bulamazsın. Bütün gayen ve maksudun olur”.

 

“Yiyip içmen, veda yiyip içmesi olsun. Aile arasında bulunuşun veda bulunuşu olsun. Mümin kardeşinle buluşman veda buluşması olsun. Kalbine hep emanet olduğunu, daima veda etme halinde bulunduğunu nakşet. Kaderi başkasının elinde bulunan kimse nasıl emanet ve veda etme halinde olmaz ki? Zira yarın ne olacağını, işlerin nereye varacağını, kaderinin kendisine neler getireceğini bilmemektedir.”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?