Abdulrazak Gurnah Sözleri

PAYLAŞ
Abdulrazak Gurnah Sözleri
  • 0
  • 193
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (No Ratings Yet)
    blankLoading...
  • 4 dakika da oku
  • +
  • -

İsveç Akademisi, 2021 Nobel Edebiyat Ödülü’nü Tanzanyalı romancı  Abdulrazak Gurnah ’ın kazandığını açıkladı. Gurnahın Nobeli kültürler ve kıtalar arasındaki körfezde sömürgeciliğin etkilerine ve mültecinin kaderine nüfuz etmesinden dolayı aldığı ifade edildi.

1948’de Doğu Afrika kıyısındaki Zanzibar’da doğdu. Anadili, Afrika’da seksen milyon kişinin konuştuğu Svahili’dir. İlköğrenimini İngiliz okullarında tamamladı, çocukluğunda gittiği Kur’an kursunda Arapça öğrendi. Gençliğinde Zanzibar Ayaklanması’na (1964) ve sonrasında kurulan sosyalist rejimin çalkantılı yıllarına tanıklık etti. 1968’de İngiltere’ye gitti. Yükseköğrenimini Kent Üniversitesi’nde tamamladı. Doktora tezinde (1982) kolonyal söylemin Doğu Afrika, Karayip ve Hindistan edebiyatındaki izdüşümlerini analiz etti. Postkolonyal edebiyat alanında uzmanlaştı. Halihazırda Kent Üniversitesi’nde İngiliz edebiyatı profesörü.

Romanları arasında en çok bilinenleri ise ‘Deniz Kenarında’, ‘Terkediş’, ‘Son Hediye’ ve ‘Kumdan Yürek’.

Nobel Edebiyat Ödüllü bu yazarın eserlerinden yaptığımız alıntılardan bir derleme hazırladık…

 

Eğer şanslıysak Eylül çok güzel bir ay olabiliyor,

 

Bir ateş bir ateşi söndürüyordu, birinin acısı diğerinin ağrısını dindiriyordu.

 

“Bazen merak ediyorum, acaba her şeyin böyle olması mı gerekiyordu yoksa hepsi bir hata mıydı?”

 

Dünyada bazı insanlara ihtiyaç var, bir kalabalığa girip başını sallaması kadar küçük bir ihtiyaç olsa bile. Bazı insanlaraysa yok.

Kimse bana dünyanın çirkin yüzünü görmeyi öğretmemişti ve ben her şeyi aptal gibi görüyor, hiçbir şey anlamıyordum.

 

Bana cesaret veren ve gözlerimi açan kitaplar okuyordum ve hala dünyanın beni kirletmediğini düşünüyordum…

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Dünya Ruh Sağlığı Günü Sözleri ve Mesajları

Durumumu biliyordu, onu nasıl dört gözle beklediğimin farkındaydı ama göründüğümden çok daha kırılgan olduğumu bilmiyordu.

 

Yıllar içinde kendime öğrettiğim bir şeydi bu, önceki hayatımda katlanmak zorunda kaldığım, bağıra çağıra söylenen yalanlar karşısında bir müddet soluklanmamı sağlıyordu…

 

 “Çünkü taşınmak yeniden başlamak gibiydi, ufak tefek parçalardan yeni bir şey yaratmak, sanki bir daha deneyip bu defa doğru yapmak gibi.”

İnsanın hüznü hep pişmanlık ve geçmişteki acılara dayanıyor gibi görünüyordu, ne yer, ne tarihi ne de zaman bunu değiştirebiliyordu.

 

Çünkü anne sütü diye itaat ve yenilgi emdim. Çünkü annem benim için bunu istedi ve yeterince üzüntü çekti. Şimdi ben burada, sizin merhametinize kalmış bir serseriyim.

 

Anne, birkaç hafta önce sevdiğim kadını kaybettim. Bir can kaybetmiş gibi hissediyorum. Ona senden ve babamdan, nasıl yürütemediğimizden bahsettim. Senden bahsettiğim tek kişi oydu, şimdi senin bir parçanı değersiz bir şey gibi kaybetmişim, herhangi birine vermişim gibi hissediyorum.

 

“Yine seversin,” dedi babam.

“Sen sevmedin,” dedim.

“Yalnız yaşayamazsın,” dedi babam.

“Sen yaşadın,” dedim.

“Yaşamadım. Ben yanlış giden aşkın getirdiği sefaletle yaşadım ve neredeyse canımdan oluyordum,” dedi. Ta ki o ihtiyar gelip beni götürene kadar. Belki bazen kendimiz için iyi olanı yapmaya zorlanmamız ya da kendimizi zorlamamız gerekiyordur.”

 

(…) ama utanç bedenimi bomboş bıraktığı ve canlılığım bir daha hiç dönmediği için bir daha sevemedim. Bir yaşa gelmeden hayatın ne kadar uzun olduğunu anlayamıyorsun. Her şeyinin bittiğini sanıyorsun ama bitmiyor, uzun süre bitmiyor. Bedeninin hayatta kalmak için ne kadar az güce ihtiyacın olduğunu anlamıyorsun, vücudun sana inat ölmeyi reddediyor.

 

“Kes şunu, mağlup olmuş gibi davranmayı kes. Gel işe koyulalım, umut dolu şeylerden bahsedelim,“ demek istiyordum. “Neden kendini bu kadar ezdiriyorsun? Gençken kurduğun hayalleri anlat bana. Gel baba, her kaderi göğüsleyecek yüreğimizle bir yürüyüşe çıkalım. Demir ağaçlarının altındaki esinti günün bu saatinde çok güzeldir.” Ama demedim çünkü babamın mutsuzluğu yıllar içinde katılaşmıştı, artık sessizliği geçilmez bir kabuktu, ben ise çok gençtim ve o kabuğu kıracak özgüvenim yoktu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir