Cemil Meriç Sözleri

Cemil Meriç Sözleri

Tam adı Hüseyin Cemil Meriç olan Cemil Meriç, Türk yazar, şair, tercüman, sosyolog ve düşünürdür.

12 Aralık 1916 tarihinde Reyhanlı’da doğup 13 Haziran 1987 de İstanbul’da vefat etmiştir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Felsefe bölümünü bir süre okuduktan sonra bırakarak; İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu.

1955 yılında geçirdiği ameliyatlar sonucunda göre yetisini tamamen kaybetti. Eserlerinin çoğunu bu tarihten sonra verdi.

Sözlerin Sultanı lakaplı bu yazarımızın eserlerinden yaptığımız alıntılardan bir demet hazırladık.

 

Kitap, zekayı kibarlaştırır.

 

Kelam, bütünüyle haysiyettir.

 

Yığın düşünmez, maruz kalır.

 

Düşen tutunacağı dalları seçmez.

 

Bilgi, sonu gelmeyecek olan bir fetihtir.

 

İnsanlar kırıcıydı kitaplara kaçtım.

 

Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişir.

 

Yabani bağırır, medeni insan konuşur.

 

Kitaptan değil, kitapsızlıktan korkmalıyız.

Kahramanlık, hatada ısrar etmemektir.

 

 Güneş ülkeleri aydınlatır, sözler milleti.

 

Kendini tanımak, marifetlerin marifeti.

 

Tarihimiz, mührü sökülmemiş bir hazine.

 

İnsanlar yakınlaşınca çok küçülüyor.

 

Avrupa tarihi, bir sınıf kavgası tarihidir.

 

Tefekkür vuzuhla başlar, kurtuluş şuurla.

 

Hapishane, maskelerin çıkarıldığı yerdir.

 

Cinayete ses çıkarmayan caninin suç ortağıdır.

 

Duygunun asaleti, kuvvet ve isabetindedir.

 

Bir ideal için ipe çekilmek, ölümlerin en güzelidir.

Dilini unutan bir nesil, yabancı dili nasıl sevsin?

 

İrfan, kemale açılan kapı, amelle taçlanan ilim.

 

Aydınların aydınlatmadığı halkı, soytarılar aldatır.

 

Biterek ölmek güzel şey, bаşlаmаdаn ölmek korkunç.

 

Din, bir susuzluk, sonsuza karşı duyulan özlem. Bilgi değil, aşk.

 

Ben bu kadar acıyı sen de başkalarına benze diye çekmedim.

 

 Hangi beste sözün musikisiyle, sözün füsunuyla boy ölçüşebilir.

 

Bizler ki aynı kitaba baş eğmiş insanlarız. Bizden aIa akraba mı olur?

 

Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bu ülkede bilim adamı nasıl çıkar?

 

Kur’an hem bir ibadet kitabı, hem bir anayasa, muhatabı bütün insanlık

 

Meçhule açılan bir kapıdır kitap. Meçhule, yani masala, esrara, sonsuza.

 

Nereye gidersen git, bulacağın aydınlık, zihninin aydınlığı kadar olacaktır.

 

Kamus, bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle, şuuruyla.

 

Her yüzyılda birkaç kişi düşünür, diğerleri ise onların düşündüğünü düşünür.

 

 Mütercim, mutlak’ı arayan bir çılgın, ‘felsefe taşı’nı bulmaya çalışan bir simyagerdir.

 

Gerçek hükümdarlar, ebedi hükümrandırlar. Hazineleri yağma edildikçe zenginleşirler.

 

Namaz kılan bir toplumun psikolojiye, zekat veren bir toplumun da sosyolojiye ihtiyacı yoktur.

 

Yemin ederim ki, dünyanın bütün toprakları bir tek insanın kanını akıtmaya değmez.

 

  Sağ ve sol: anladım ki bu iki kelime, aynı anlayışsızlığın, aynı kinlerin, aynı cehaletin ifadesidir.

 

Kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcu.

 

Olgunlaşmak kalbin daha hassas, kanın daha sıcak, zekânın daha işlek, ruhun daha huzurlu olması demek.

 

Bu memlekette sağcı-solcu, ilerici-gerici yoktur, bu memlekette namuslular ve namussuzlar vardır.

 

İmânsız ve idealsiz nesiller türettik.Pusuda bekleyen yabancı ideolojiler setleri yıkılan ırmaklar gibi yayıldılar ülkeye.

 

Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim

 

Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım: Karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi!

 

Düzgün bir insan olmak, samimi bir Müslüman olmakla başlar. Olympus’un çocukları  Hira dağının evlatlarını kabul etmezler.

 

Ormanı görmedin. Ağacı görmedin. Rüzgârın önüne savurduğu birkaç kuru yaprağı insan zekasının bütünü sanıyorsun.

 

Müslüman’ım, Müslüman bir çevrede doğdum. Ancak ne kadar inanıp inanmadığımın cevabını mahşer günü bilebileceğim.

 

İnsanlar sevilmek için yaratıldılar. Eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni; eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmasıdır.

 

Batı tarihindeki her kepazeliği yüceltirken, kendi geçmişimizde karşımıza çıkan minnacık kusurlara takılıp kalıyoruz. Bu ne şuursuzluk! İslamiyet bir yerde insaftır. İnsafını kaybedenler hiçbir hakikati bütünüyle kavrayamazlar.

 

Düşünce şüpheyle başlar. Düşünce, tezatlarıyla bütündür. Zıt fikirlere kulaklarımızı tıkamak, kendimizi hataya mahkûm etmek değil midir?

 

Dışarda hayat devam ediyor.

Saat kaç bilmiyorum…

Bir dost olsa, dertlerimi döksem…

 

 Ben alışamadım körlüğe. Bu kelime telaffuz edildikçe büyük bir kabahat işlemişim gibi yüzüm kızarıyor. Gözlerimi göstermek istemiyorum. Körler bütün devirlerin ve bütün ülkelerin paryası. Kör müsün? Kör olasıca? Hay kör şeytan!..

 

Sana hislerimi bütün coşkuluğu ile anlatmaktan korkuyordum.

Ya beni küçümserse diyordum, ya zayıf bulursa, ya sevmezse?

Ama sevginin maskeye ihtiyacı yoktu…

 

 Düşünceye cazip ve parlak bir biçim vermek küçültür düşünceyi. Büyük yazar içinden gelen sesi olduğu gibi haykırandır. Kelimeleri kullanırken avamın hoşuna gidip gitmeyeceğini düşünmez.

 

Hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci. Öğretmen ne demek? Ne soğuk, ne haysiyetsiz, ne çirkin kelime. Hoca öğretmez, yetiştirir, aydınlatır, yaratır. Öğrenci ne demek? Talebe isteyendir; isteyen, arayan, susayan.

 

 Aydın olmak için önce insan olmak lâzim. İnsan mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur, maruz kalmaz, seçer . Aydın kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını yapan; ‘uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir  tecessüs..

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?