Çorum ile İlgili Sözler

PAYLAŞ
Çorum ile İlgili Sözler

Yazımız 22 Kasım 2023 tarihinde güncellenmiştir.

Çorum ile İlgili Sözler

 

Kafam Çorum

İçinde şu an da leblebi kavuruyorlar

Geldi mi kokusu

Verem mi bi 100 gram?

Leyla ile Mecnun

 

Çorum il merkezinin 82 km güneybatısındaki Boğazkale ilçesinde bulunan bir arkeolojik alan olan ve bir zamanlar Hitit İmparatorluğu’na başkentlik yapmış Hattuşaş’taki bazı antik kalıntılar arasında çivi
Bilim ve Teknik – Sayı 672 (Kasım 2023)

 

“2013 yılı içinde Türkiye’de Çorum ilinin Sungurlu ilçesinde de 23-27 milyon yıl öncesinde yaşamış dev gergedanların fosilleri bulunmuştur.”
Oğuz Kağan Destanı
Ali Rıza Özdemir

 

‘ Yol ayrımı’ sözü…Var mı bòyle bir deyim sizin oralarda Çorumlu?”

“Olmaz mi Ramiz amca! Meşhurdur: ‘Şu dağın oylumuna/ Doyulmaz yaylımına/ Hakkınız helal edin/ Geldik yol ayrımına.”

Ne demek yaylımı?

“Genişlik demek…Bizim Çorum’da ‘göz yaylımı’ derler! ‘Göz yaylımını aldı mı yürek ferahlar.’ der bizim Çorumlumuz!”
Yol Ayrımı
Kemal Tahir

“Çorum ve çevresi Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’da yerleşen Oğuz boylarının kümeleştiği yerdir. Birçok köyler,kasabalar,adlarını bu boylardan ya da beylerinden alır. Örneğin;Mecitözü,Bayındır,Bayat,Avşar,Eymir,Kargı,Kayı,Sungurlu hep Oğuz boylarının adlarını taşır. Osmancık ilçesi ise adını,burayı fetheden Alayurt Oğuz oymağının başı Osman Bey’den alır.”
Anadolu Efsaneleri
Sevtap Yazar

 

“İstanbul Arkeolojisi Müzesi, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve Çorum’da bulunan Boğazköy Müzesi, Hititlerden kalma pek çok kil tablet barındırıyor. Bu müzelerde bulunan yaklaşık 170 bin kil tablette Anadolu’daki en eski uygarlıklardan olan Hititlerle ilgili en önemli detaylar bulunuyor. Dolayısıyla tabletlerin tümünün okunması Hitit uygarlığını daha iyi tanımamızı sağlar.”
National Geographic Kids Türkiye · 2022

 

Kemal Tahir’in romanlarında işlemiş olduğu “Anadolu Köylüsü”  temasının kahramanlarının Çorum civarındaki köylerde yaşayan  insanlardan oluşması Çorum ve çevresinin kültürel yapısını tespit etme noktasında da önem arz etmektedir. Büyük Mal, Yedi Çınar Yaylası ve Köyün Kamburu gibi romanlarında  Çorum Cezaevi’nde yattığı yıllarda Çorumlulardan duymuş, dinlemiş olduğu hikâyelerden Anadolu insanını ve Anadolu  gerçeğini ortaya koyması bizim için çok önemlidir.

Türkiyeli Bir Aydın Kemal Tahir
İrfan Yiğit

 

Arzuhalım Sana

Arzuhalım sana ey kaşı keman

Dara düştüm Kerem eyle al beni

Od düştü sineme aman ha aman

Aşkın ateşine etme kül beni

Neredeysen kömür gözlüm bul beni

 

Harami de deli gönül harami

O dost açtı şu sineme yaremi

Lokman bile bulamadı çaremi

Bir yar için esir aldı çöl beni

Neredeysen kömür gözlüm bul beni

 

Çok bekledim baştabibim gelmedi

Canda cana canan derman olmadı

Aşık Haydar şad olup da gülmedi

Dost köyüne uğratmadı yol beni

Neredeysen kömür gözlüm bul beni

Kaynak: Aşık Haydar Öztürk

Yöre: Çorum

 

İnsan ilişkilerinde, şayet yakın ilişkileri değil de sosyal çevremizle iletişimimizi baz alırsak, kolay kırılmamayı, kırılırsak da kolay kolay belli etmemeyi önemli buluyorum. Mücadele etmeyi severim ama münakaşa etmeyi sevmem. Çorum’da bir ev sahibimiz vardı, “Dargınlık ancak tülbent kuruyana kadar” derdi. Bu sözün hayatımda oldukça önemli bir yeri vardır.

Neden?

Anadolu’nun en sevdiğim özelliklerinden bir tanesi de böylesi harika deyişlerin beşiği olması. İki insanın arasındaki küslüğün, en fazla ıslak bir tülbent kuruyana kadar sürebileceği gerçeği… Kin insan ruhu için yüktür. Kökleri belki de yüzyıllar öncesine dayanan bilgeliği görüyor musun?
Yaşadım Demek İçin Ne Yapmalı?
Muazzez İlmiye Çığ

 

İstanbul’da 14 Eylül 1509 tarihinde, Osmanlı tarihinin kaydettiği en büyük deprem oldu. Bu depreme “kıyamet-i suğra” (küçük kıyamet) denildi. Depremde yüz dokuz cami, bin yetmiş ev, kara tarafındaki bütün surlar, deniz tarafındakilerin de çoğu, Yedikule, saray duvarları denizden Bahçekapısı’na kadar yerle bir oldu.

Fatih Camii’nin en büyük dört sütununun başlıkları da düşerek kubbenin bir tarafı eğildi. Hastahanenin, imaretin, Sahn-i Seman’ın (cami etrafındaki sekiz medresenin) ve başkaca daha bir çok yapının kubbeleri yıkıldı. Sultan Bayezid Camii’nin medresesi de yıkıldı. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı.

Sadece Vezir Mustafa Paşa’nın konağında; atları ile birlikte üç yüz süvari hayatlarını kaybetti. Bu deprem kırk beş gün İstanbul’u, Rumeli ve Anadolu eyaletlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının üçte ikisi, şehirlerinde yarılıp açılan toprak içinde yok oldular. Gelibolu istihkâmları da yıkıldı. Bayezid’in doğduğu Dimetoka şehri bir toprak yığınından ibaret kaldı.

Köpürmüş deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokakları tufana boğuyordu. Eski su bentleri de yıkılmıştı. Sultan İkinci Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif bir çadır kurdurmuştu, orada on gün kadar oturdu. Sonra da devletin ikinci payitahtı olan Edirne’ye sığındı (23 Ekim 1509).
Osmanlı İmparatorluğu Tarihi (2 Cilt Takım)
J. Von Hammer

 

Peki Türkiye’yi nasıl gezmeli? Nereden başlamalı?

Turistik planı takip edeceksiniz. Yani sırasıyla batı, güney ve Orta Anadolu’yu dolaşacaksınız. 1960’lardan beri, böyle bir turistik plan mevcuttur; 15 günlük bir plandır. Kolayınıza nasıl gelirse öyle tatbik edilir. Önce Ankara’ya gidersiniz, oradan hareket edersiniz. Çorum-Boğazköy, Alacahöyük’ü gezersiniz; ardından da Kapadokya’ya geçersiniz. Bu hattı bitirince güneye inersiniz; Niğde, Adana, Antakya…

Bu güney rotası muhakkak Hatay’ı içerir; bazen Antep’e, hatta Urfa’ya da geçilir. Derken Mersin ve Antalya’ya gidersiniz. Silifke üzerinden bazen Konya’ya da çıkarsınız. Nihayet İzmir’e ulaşırsınız; Efes’i, Bergama’yı görüp İstanbul’a dönersiniz. İşte ben mihmandarken, bu gezi Türkiye’de çok yapılırdı. Memleket bu hat, bu plan üzerinden gezilirdi. Yabancı turistler ekseriyetti.

Mesela bir Alman öğretmen grubu gelirdi; Ankara’dan başlardık, hooop, planı takip ede ede ilerlerdik. Çok da meraklı olurlardı. Onları 15 gün boyunca gezdirirdim, tur bittiğinde Türkiye’yi o zamanki Türklerden daha çok görmüş bulunurlardı. Memleketimizi tanırlardı, neredeyse her köşeye girmiş olurlardı. Seyahatin türlü sıkıntısına katlanmış olurlardı. Tahmin edersin, eskiden seyahatler bu kadar konforlu değildi. Otobüsleri, otel odalarını düşün; sonra da bugünle kıyasla. Böyle bir Alman grubu; o sıkıntıya katlandıkları için, derslerine çalıştıkları için, birçok Türk’ü bizim memleket coğrafyası konusunda geride bırakırdı. Bizim millet böyledir; rotayı okuyarak, dinleyerek gezmezdi. Aslında Türkiye ve yeni kuşak Türkler çok değişti. O zaman Türkiye’de turizm Avrupa orta sınıfı için basit ve yaygın bir tüketim mekanizması değildi, meraklısı ve bileni gelirdi. Bizimkiler ise ne o sıkıntıyı çekerdi ne de oraları gezerdi.
Bir Ömür Nasıl Yaşanır?
İlber Ortaylı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir