Hayrettin Karaca Sözleri

Hayrettin Karaca Sözleri

Kırım muhaciri dört çocuklu bir ailenin en büyük çocuğu olan Hayrettin Karaca 4 Nisan 1922 tarihinde, Yunan işgali sırasında Bandırma’da dünyaya gelir. Babası Hocazade Halil Efendi, annesi Zehra Hanımdır.

Türkiye’deki çevre çalışmalarının liderliğini üstlenir. Sanayici arkadaşı Nihat Gökyiğit’le birlikte 1992 yılında TEMA’yı, Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı’nı kurar.

Birleşmiş Milletler, TEMA Vakfı Kurucu Onursal Başkanı Hayrettin Karaca’yı “Orman Kahramanı” ilan etti. BM Sekretaryası tarafından belirlenen jüri, 2013 yılında 30 ülkeden 47 adayın arasından Hayrettin Karaca’yı seçerek “Orman Kahramanı” ödülüne layık buldu. Hayrettin Karaca, ödülünü, İstanbul’da 197 ülkenin katılımıyla yapılmakta olan BM 10. Orman Forumu kapsamında 10 Nisan 2013 tarihinde düzenlenen törende aldı.

Orman Kahramanı Hayrettin Karaca, ayrıca  İsveçli Doğru Yaşam Ödülü Vakfı tarafından verilen ve Alternatif Nobel Ödülü kabul edilen “Doğru Yaşam Onur Ödülü” alarak ülkemizi ve doğa koruma mücadelesi veren çevrecileri gururlandırmıştı.

Toprak Dede olarak ünlenen Karaca 20 Ocak 2020 tarihinde vefat etti. Hayrettin Karaca’nın değişik zamanlarda verdiği röportaj ve konuşmalardan derlediğimiz sözlerinden bir demet hazırladık.

 

Dünyayı Anadolu kültürü kurtaracak

 

Param var ama tüketmeye hakkım yok

 

Olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var bu dünyada.”

Karnı aç olanı doyurabilirsiniz ama gözü aç olan doymuyor!

 

Yaşamak için yaşatmaktan başka bir yolumuz yok!

 

“Dünya ikiye bölünmüş artık. Gözü açlar ve karnı açlar. İşte o gözü açları doyurmayacağız. Bunların farkına küçükken vardım. Dilim, kültürüm gidiyor. Bağımsız bir Türkiye değiliz artık. En büyük acımız geri getiremediğimiz o kültürümüzdür.”

 

“Açlıktan ölen her çocuğun katilleri vardır. İhtiyacından çok tüketerek sınıf atlamaya çalışanlarda suç. Bugünkü tüketim iki katına çıktığı gün, belki dünyada yaşam olmayacak. En büyük tehlike gıdada. Bir Amerikalı çocuk doğduğunda 30 çocuğa eşdeğerde dünya nimetlerini alıp götürüyor.”

Okumakla mükellefim. Olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var. Malını mülkünü verirsin orada biter borcun. Mesela Yalova’daki botanik bahçemi vakıf yaptım ama borcum bitmedi topluma. Şimdi borcumu bilgi sahibi olarak ve bunu aktararak ödüyorum. Okumak ibadettir, okumamak Cumhuriyet’e ihanettir.’

 

“Akmerkez`in önünden geçmeye utanıyorum, nedir bu ışıklar, bu rezalet. Yılbaşı demek al, tüket, yok et, yaşamı mahvet demek. O yüzden bu yırtık kazağı gururla taşıyorum üzerimde. Global ekonomi insanları kullanıyor. Ama bakın beni kullanamıyor, çünkü izin vermiyorum. Çok da mutluyum. Bunu elimden hiçbir güç alamaz. İnanç her şeyi halleder.”

 

“Çok ödül aldım, ama en büyük ödülüm iki tanedir. Bunlardan biri, 2500 metre yükseklikte bir dağda, bir çocuğun beni gösterip, arkadaşlarına, ‘koşun koşun erozyon dede gelmiş’ demesidir. Diğeri ise bir kula nasip olmuş en büyük ödüldür, daha büyük ödül olacağına inanmıyorum; bu ödül de, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmamdır. Her ödülün kişiye verdiği bir sorumluluk vardır. Ben bu sorumluluk altında yaşıyorum, zaten beni çağıran da budur.”

Biz Türkan’la yeni evliyiz, gittik Uşak’a… 2. Dünya Savaşının sürdüğü seferberlik yılları, ekmek yok, çünkü karne yok. Bizim karnemiz var; ama İstanbul için var, Uşak’ta geçerli değil. Ekmeğimiz yok, yeni karneyi çıkartana kadar bir ay zaman geçti. Bir ay kestane yedik, patates yedik… Ne bulursak artık… Fırına gidiyoruz, dörtte bir ekmek veriyorlar. O günleri bilmezsiniz siz. Yok, hiçbir şey yok. Oğlumuz da işte bu günlerde doğdu…”

 

“Birleşmiş Milletler 2004 Kalkınma Raporu`na göre; Afrika`da 323 milyon insan günde 1 dolardan az bir gelirle geçimini sağlıyor. Temiz su kaynağından mahrum 273 milyon kişi bulunmakta. İlkokul çağında okula gidemeyen 44 milyon çocuk var. Yetersiz beslenmeden kaynaklanan ölüm riski altında yaşayan Afrikalıların sayısı 185 milyon. Her yıl beş yaşının altında ortalama beş milyon çocuk ölüyor. Zengin ülkeler yıllık gelirlerinden yüzde 0.7`sini kurtarma amaçlı projelere yönlendirseler bu sorunların hepsi ortadan kalkabilir.”

 

“Ne zamandır alışveriş yapmadığımı hatırlamıyorum, kendime sadece kitap alıyorum. Nedir benim ihtiyacım; doymam, sağlığım, barınmam, kuşanmam; bunun dışında hiçbir şey tüketmeye hakkım yok. Gömleklerim var yakası çevrilmiştir, ayakkabılarıma bakarsanız altı yamalıdır. Dokuz senedir bu pantolonu giyerim, paltom yırtıktır. Param var ama tüketmeye hakkım yok. Bunu herkes yapabilir. `Bir` çok güçlüdür. Atatürk bir kişiydi. Her şey bir ile başlar. Bir yoksa iki olmaz. Ben de yakınlarıma örnek olmaya çalışıyorum.”

Biz 4 kardeşiz, dedim ya en küçüğümüz daha doğmamış. Ben 5,5-6 yaşındayım, benden sonra iki küçük daha var. Anacığım sabahleyin bizi doyurur, bana “Haydi evladım ayağımın altında dolaşma, git oyna” der. Ama ayakkabı giydirmez, neden biliyor musun? Mahalledeki çocukların hepsinin ayakkabısı yok, onun için… Kültür bu işte… Zengin olmak bu işte… Bayramda bile eğer mahalle çocuklarına da alındıysa giyerdim ayakkabıyı; ama akşamı zor bulurdum. Çünkü ayakkabılar ısırırdı ayaklarımı. Nasır bağlamış altları, dolu…”

 

Ormanlar açısından çok olumlu bir dönemden geçtiğimizi söylemek mümkün değil. Çünkü orman ve ağaç tarımı arasındaki farkı ayırt etmiyoruz. Bu da küresel ölçekte ormanlarımızın yok edilmesine neden oluyor. Oysa orman, yan yana gelmiş ağaçlar topluluğu değil; florasıyla, faunasıyla bir ekosistemdir. Ülkemizden örnek vermek gerekirse, kendiliğinden yetişen ormanlarımız hızla azalmakta; ancak çok başarılı ağaçlandırma çalışmaları yapılmaktadır. Ağaçlandırma çalışmaları da yaşama katkı sağlar ama ormanın sağladığı ekosistem hizmetleri her zaman daha üstündür, kıyas bile kabul etmez.”

 

Doğada insanlar, bitkiler ve hayvanlar bir arada yaşıyor. Bu dünyayı onlarla paylaşıyoruz. Kuşlarla, böceklerle, ağaçlarla, otlarla… Benim ortağım onlar… Aslında biz onlara bağımlıyız. Dünyadan insanı alın, hiçbir şey değişmez, hatta güllük gülistanlık olur her şey. Doğa sağlıklı olmazsa insan yaşayamaz, yok olur. Ama katlediliyor hırs uğruna… Daha fazla kâr için, daha fazla üretmek için, acımasızca tüketiyoruz dünyayı… Tek bir yolu var bu hazin sona gidişi önlemenin, ihtiyacımız kadar tüketmek. Yaşamak için yaşatmaktan başka bir yolumuz yok!”

 

Keke, keke!” diye alay ediyorlar. Ama mahallede kabul etmişler, oyunları beraber oynuyoruz. Saklambaç oynuyoruz, birdirbir oynuyoruz, orada konuşmaya ihtiyaç yok. Konuşma olunca fena! Bu yüzden ben başladım okulda kızların saçını çekmeye… Çünkü kendimi ispat etmek zorundayım. Çekiyorum saçlarını kızların, canlarını yakıyorum. Sonunda kızlar beni, o vakit biz muallime diyorduk, öğretmene şikayet etmişler. İşte o Zehra öğretmen benim hayatımı değiştiren insandır. “Hayrettin gel evladım bakayım” dedi, gittim. “Uzat ellerini” dedi, uzattım… “Eyvah! Cetvelle dövecek beni” dedim. Ama o “Aaa arkadaşlar, bu ellere bakın ne kadar güzel. Yaramazlık yapabilir mi?” dedi. Bir daha yaramazlık yapamadım. Çünkü beni himayesine almış birine karşı gelemezdim.(İlkokulda iken 3-4 yıl yaşadığı ve sonradab geçem kekemelik rahatsızlığı hakkında)

 

Kendi çıkarı için beni aç bırakanlar var! Bu küresel ekonomi denen canavar büyüyecekmiş. Büyümezse kriz oluyormuş. Vah zavallılar vah… 1992 Rio Konferansı’nda GSMH’sı 20 bin doları geçen bir veya iki ülke vardı. Bugün 65 bin dolara geldi. Bu senede yüzde 3, hayır efendim yüzde 7 büyüyeceğiz gibi hedefler koyuluyor. Ne demek o biliyor musun? Ben dünya varlıklarından, bütün yaşayanların haklarından daha fazla alacağım demek o. Ben 65 bin dolara geldim aptallar, sizinle ortak olduğumuz doğanın haklarından en fazla ben alıyorum demek değil mi bu? Benim ortak olduğum bütün canlılarla beraber, mikro organizmalar dahil, bir ekosistem var. Ben o ekosistemi yaşatmak zorundayım ama bunu bana yaşatmıyorlar. Nereye kadar büyüyecek bu ekonomi? Ben biliyorum: Kendine hayat veren doğal ekosistemi bitirinceye kadar büyüyecek

 

Dünya ikiye bölünmüş artık. Gözü açlar ve karnı açlar. İşte o gözü açları doyurmayacağız. Bunların farkına küçükken vardım. Dilim, kültürüm gidiyor. Bağımsız bir Türkiye değiliz artık. En büyük acımız geri getiremediğimiz o kültürümüzdür

Ben bir kasaba çocuğuyum. Varlıklı bir ailenin çocuğuydum. Ama herkes eşit şartlarda oynardı sokakta. Bütün çocuklar gibi ben de yalınayak oynardım. Akşam olduğu zaman annem seslenirdi, avucuma bir kap sıcak yemek koyarlardı. Kulağıma eğilip, ‘Komşu anneye götür’ derdi. Etrafımızda bizi duyacak kimse yoktu ama bu bana verilen ‘Aman kimse görmesin Hayrettin’ mesajıydı. Komşu annenin yağını, odununu kim alır, kimse bilmezdi. Paylaşma düzeni vardı, o kültürdü. Savaştan çıkmış bir Türkiye’de fakirim çoktu ama açım yoktu. Oradan aldım bu kültürü. Kaybolan budur, giden budur. Ama Anadolu’yu gezerken görüyorum ki, bu değerleri hala yaşatanlar var.

 

“Dünyada makyaj malzemesi için yapılan harcama 18 milyar dolar. Dünyadaki tüm kadınların üreme sağlığı ve bakımı için gerekli para 12 milyar dolar.

Avrupa ve ABD’de evde beslenen hayvanların mamasına harcanan para 17 milyar dolar. Dünyada açlığın ve yetersiz beslenmenin sona erdirilmesi için gerekli para 19 milyar dolar.

Parfüme harcanan para 15 milyar dolar. Evrensel okur yazarlığın sağlanması için gereken yıllık ek yatırım 5 milyar dolar.

Deniz seyahatlerine harcanan para 14 milyar dolar. Dünyada herkese temiz içme suyu sağlaması için gerekli miktar 10 milyar dolar.

Avrupa’da dondurmaya harcanan para 11 milyar dolar. Her çocuğun aşılanması için gerekli miktar 1.3 milyar dolar.

Satışa hazır 1 ton altın elde etmek için 300 bin ton atık üretilir. Başka bir deyişle altın bir alyans için ortaya çıkan atık miktarı 3 tondur. Bu atıkların çoğu siyanür ve kimyasal maddeler içerir.”

 

‘BİR’ ÇOK GÜÇLÜDÜR ‘Benim de vardı 40 tane kravatım. O zaman 30 yaşındaydım. Ben de tükettim, ama bilerek yapmadım bunu’ diyen Karaca, ‘Artık farkına vardım bunun. Ne zamandır alışveriş yapmadığımı hatırlamıyorum, kendime sadece kitap alıyorum. Nedir benim ihtiyacım; doymam, sağlığım, barınmam, kuşanmam; bunun dışında hiçbir şey tüketmeye hakkım yok. Gömleklerim var yakası çevrilmiştir, ayakkabılarıma bakarsanız altı yamalıdır. Dokuz senedir bu pantolonu giyerim, paltom yırtıktır. Param var ama tüketmeye hakkım yok. Bunu herkes yapabilir. ‘Bir’ çok güçlüdür. Atatürk bir kişiydi. Her şey bir ile başlar. Bir yoksa iki olmaz. Ben de yakınlarıma örnek olmaya çalışıyorum’ diyor.

 

HAYRETTİN KARACA’nın ALDIĞI ÖDÜLLER

  • Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi tarafından Fahri Doktora 1990
  • Birleşmiş Milletler Çevre Programının ‘Global 500 Roll of Honour’ Ödülü 1992
  • Çevre Bakanlığı tarafından “Çevre Beratı” 1992
  • Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından verilen ‘Çevre Ödülü’ 1993
  • Uluslararası Lions Club tarafından ‘Melvin Jones Fellow Ödülü 1994
  • Çevre Bakanlığı tarafından “Üstün Hizmet Ödülü” 1994
  • ODTÜ tarafından ‘Felsefe Onur Doktorası’ 1995
  • Ege Üniversitesi “Fahri Doktora”sı 1995
  • Milli Olimpiyat Komitesi “Fair Play” Ödülü 1996
  • Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı “Hoşgörü Ödülü” 1996
  • Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı tarafından “Şeref Üyeliği Beratı” 1997
  • Kırıkkale Üniversitesi ilk Fahri Doktora unvanı 1997
  • Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü 1997
  • ÇEVRETED tarafından “Çevreted 97 Onur Ödülü” 1997
  • Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi “2000 Yılının Öncüleri” Ödülü 1998
  • Genç Hukukçular Derneği tarafından “Yılın Yurttaşı” Ödülü 1998
  • Türkiye Çocuk Dergisi tarafından Babalar Günü nedeniyle “Toprak Baba” unvanı 1998
  • Anadolu Üniversitesi Fahri Doktora Ödülü 1998
  • BİLSES Vakfı “Çevre Ödülü” 1998
  • Ankara Çankaya İzci Grubu tarafından “Yılın Doğa Dostu” Ödülü 1998
  • Ankara Gazeteciler Cemiyeti tarafından “Yılın Adamı” Ödülü 1999
  • Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı tarafından “1998 Türk Dünyasına Hizmet Ödülü” 1999
  • TBMM Onur Ödülü 2005
  • Right Livelihood Award 2012(Alternatif Nobel Ödülü)
  • Birleşmiş Milletler “Orman Kahramanı Ödülü” 2013

 

HAYRETTİN KARACA’yı ANMA MESAJLARI

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?