Helen Keller Sözleri | MUHTEŞEM SÖZLER

Helen Keller Sözleri

Helen Keller Sözleri

Bu dünyada İMKANSIZ diye bir şey yoktur sözünün en güzel örneğidir  Helen Keller

                  17 Haziran 1880 sağlıklı bir bebek olarak doğan Helen Keller, on dokuz aylık iken geçirdiği bir ateşli hastalık sonucu görme, işitme ve konuşma yetilerini yitirdi.

                 Helen 6 yaşında iken annesi Baltimore’da bir uzman doktorla görüşmeye gittiğinde Helen’in bir daha asla görme ve duyma yetilerine kavuşamayacağı bilgisi teyit edilmişti ancak doktor, çocuğun eğitilebileceğini, bunun için sağır çocuklarla çalışan bir uzmanla görüşmelerini önerdi.

                Böylece efsanevi öğretmen Anne Mansfield Sullivan ile tanıştılar. Kendisi de çok az görme yeteneğine sahip olan ve aynı kurumda eğitim görmüş bulunan Anne Sullivan, Hellen’a okuma – yazmayı, konuşmayı öğretti ve normal bir eğitim almasını sağladı.

                Helen’in öğrenmeye başlaması, yaşamının ilk on dokuz ayında zihninde yer etmiş “su” sözcüğünden yola çıkarak başladı. Öğretmeni Anne Sullivan, Hellen’i bir su pompasının yanına götürüp elini oraya tutmuş ve hemen ardından eline “su” sözcüğünü yazmıştı. Bu ilk sözcüğü takip eden birkaç saat içinde Helen, 30 yeni sözcük daha öğrenmeyi başardı. Perkins Enstitüsü, Hellen’in başarılarını kamuoyuna duyurduğunda Helen Keller, tüm dünyada tanınan bir karaktere dönüştü. Gençlik yıllarından arkadaşı Mark Twain, onun ünü hakkında şöyle dedi:

“              Sezar, Büyük İskender, Napolyon, Homeros, Shakespeare ve bütün ölümsüzlerle aynı kulüpte buluşan insan. Bundan bin yıl sonra da en az bugünkü kadar ünlü olmaya devam edecek.         „

                Anne Sullivan’la birlikte 1896’da gittiği Cambridge School for Young Ladies adlı okulda sürdürdü. 1900’de ise günümüzde Harvard Üniversitesi ile birleşmiş olan, kadınların devam ettiği Radcliffe College adlı yüksek öğrenim kurumuna devam etti. Eğitimi boyunca ve yaşamının geri kalanında yanında Anne Sullivan vardı. Bu okuldaki zorlu çalışma, Anne Sullivan’ın gözlerinin daha da bozulmasına yol açmıştı. Helen, 1904 yılında mezun olduğunda lisans derecesi alan ilk kör-sağır kimse ünvanını kazandı. Resmi eğitimi burada bitse de hayatı boyunca pek çok üniversiteden onursal doktora derecesi aldı.

                Üniversite eğitimi sırasında Helen, hayat hikâyesini kaleme aldı. Hem normal, hem braille daktilosu ile yazdığı bu kitabı 1903’te yayımladı. Başlangıçta çok satılmasa da “Hayatımın Öyküsü” adlı bu kitap, sonradan bir klasik halini aldı. Kitaplarının en popüleri olan Hayatımın Öyküsü, 50 dile çevrildi. Bu kitaba ek olarak Her Şey Su ile Başladı kitabı da meşhurdur.

                2005 yılında Sanjay Leela Bhansali tarafından Black adıyla çekilen film de Hellen Keller’in hayatından ve mücadelesinden esinlenerek yapılmıştır. Uğur Yücel tarafından 2013 yılında çekilen Benim Dünyam filmi de Black’in bir uyarlamasıdır. Bu 2 filmi de mutlaka izlemenizi tavsiye ederiz.

                Bu azimli insanın kitaplarından bir kaç sözünü derleyip bir demet hazırladık.

Eğitimin en önemli eseri hoşgörüdür.

 

Bilgi, sevgidir, ışıktır ve görmektir.

 

Yüzünü güneşe çeviren insan,gölge görmez.

 

Uygulanmayan fikirlerin hiçbir değeri yoktur.

 

Dünya işlerindeki payım sınırlı olabilir, ama değerlidir.

 

Bilgim arttıkça içinde yaşadığım dünyaya sevgim de arttı.

 

Hayat, ya cesaretle yaşadığınız bir macera ya da hiçbir şeydir.

 

Sevgiye dokunamazsın ama herşeyi güzelleştirdiğini bilirsin.

 

Dünya acıyla dolu belki, ama bir o kadar da acıyı alt edişle dolu.

 

Kör olmaktan daha kötü olan tek şey, görebilip de, görüşü olmamaktır.

 

Bana o kadar yakındı ki sanki ondan(öğretmeni) söz etmek kabalık olacakmış gibi geliyor.

Küçük Helen ve öğretmeni Anne Sullivan

Eğer hayat sadece sevinçle dolu olsaydı,hiçbir zaman CESUR ve SABIRLI olmayı öğrenemezdik…!

 

Bilgi mutluluktur. Çünkü bilgi , geniş ve derin bilgi , doğruyu yanlıştan ayırmayı sağlar ..

 

Her öğretmen öğrencisini sınıfa sokabilir, ama her öğretmen öğrencisine öğretemez.

 

Hayattaki en iyi ve en güzel şeyler ne duyulabilir ne de dokunulabilir.Kalp yoluyla hissedilmelidir.

 

Ancak her kralın ataları arasında bir köle, her kölenin de ataları arasında bir kral olduğu doğrudur.

 

Sözcükler dilimin ucuna kadar geliyor ve sonra kalbimdeki dökülmemiş yaşların arasında kayboluyor.

 

Bir mutluluk kapısı kapandiginda diğeri açılır. Ancak biz kapanan kapıya o kadar uzun bakarız ki bizim için açılmış bulunan yeni kapıyi göremeyiz.

Karanlığın ve sessizliğin de kendine göre harika yanları var ve ben elimdekilerle mutlu olmayı öğrendim.

 

Karakter kolaylık ve sükûn içinde geliştirilemez. Sadece denenme ve acı çekme yoluyla ruh güçlenebilir, görüş berraklaşır, istek körüklenir ve başarı elde edilir.

 

Fakirlerin yaşadığı kirli ve dar sokaklarda dolaştığımda güzel ve büyük evlerde yaşayan insanların bunu hiç düşünmeden ne kadar mutlu olduklarını düşünmek beni isyana sürüklüyor.

 

Başarı ve mutluluk sizin yaşam duvarınızdır. Mutlu olmak ve zorluklara karşı yenilmez bir duruş oluşturmak için, mutluluğun sizin doğanız olduğunu kabullenmelisiniz

 

Sessizlik ruhumun üzerinde oturuyor. Sonra umut bir gülümseyişle ortaya çıkıp bana şöyle fısıldıyor: Neşenin kaynağı kendini unutmaktır,başkalarına yardım et.

 

Bakar körler, işiten sağırlar ve konuşan dilsizlerle dolu olan bir dünyada o gören bir kör, duyan bir sağır ve kendini ifade edebilen bir dilsizdi.

 

Çoğu insan gerçek mutluluğun kaynağı konusunda yanılır. Gerçek mutluluk için kendini tatmin etmek değil, kendini buna değecek bir şeye adaman gerekir.

Her şeyin öğreteceği bir ders ya da anlatacağı bir şey olduğunu düşünmeyi, yaban lalesi ağacının zarif gölgesinde otururken öğrendim. Varlıkların güzelliği bana onların varoluş nedenlerini öğretti.

 

Bunun adı nedir? Bu adın şeyi nedir? Bu soruların cevabını bulmak, hem öğretmenin hem de öğrencinin bir piyano taşıyıcısının kuvvetine, bir kömür madencisinin sessiz sabrına ve bir şairin inceliğine sahip olmasını gerektiriyordu.

 

Zaman içinde düşüncesiz iyimserliğim, yerini daha derin bir inanca bıraktı.Bu inanç,sorunların çirkin yanlarını görmemi,aynı zamanda daha iyi için ümit etmeyi,yenilgi karşısında bile yıkılmadan savaşmamı da sağladı

 

Üniversiteye başlamadan önce kendimi ve aklımı tartmak için düşünmeye zamanım olurdu. Ama artık düşüncelerim ile baş başa kalmak için zamanım yoktu. Öğrenciler sanki oraya düşünmeye değil sadece öğrenmeye geliyorlardı. Öğrenmenin kapısından giren, yalnızlık, kitaplar ve hayal kurma gibi mutluluk dolu alışkanlıkları dışarıda bırakıyordu.

 

Şehrin varoşlarında güneş ışıldamaz ve hava kirlidir. İnsan nasıl kardeşinin yoksulluğunu unutur ve önüne gelen ekmeği yiyebilir ?

Ah, keşke insanlar şehrin şaşaasını ve kalabalığını bıraksa ve doğaya dönüp basit ve dürüst hayatını yaşasaydı !

O zaman çocukları ağaçlar gibi asil ve düşünceleri çiçekler gibi tatlı ve güzel olur muydu dersiniz? ”

 

Öğretmenlerin çoğu ne yazık ki öğrendiğimiz şeylerden zevk alabilmemizin temelinde, anlamaktan önce eserleri yaratan kişilere sempati duymamız gerektiğini göz ardı ediyorlardı.

Çiçeği, kökü ve çiçeğin sapını tanımlamak, çiçeğin büyümesini öğrenmek mümkün ama sabah çiğinde yıkanmış taze bir çiçeğin kokusunu sevmek öğrenilemez.

 

Öğretmenim bana o kadar yakındı ki onu kendimden ayrı bir parça olarak düşünemiyordum. Güzel şeyler karşısında duyduğum mutluluğun ne kadarı benim ne kadarı onundu ayırmak olanaksızdı. Benliği o kadar benimle bütünleşmişti ki ayak izlerim onunkilere karışmıştı. İçimde var olan her güzel şey ona aitti -her yetenek ya da neşe kırıntısı onun sevgi dolu dokunuşuyla açığa çıkmıştı.

 

Bence yazı yazmanın en zor yanı eğitilmiş bir aklın, karmaşık düşüncelerimizi, yarım duygularımızı, yarım düşüncelerimizi kağıda dökmesidir. Yazı yazmak bulmaca çözmeye benzer; aklımızda bir resim vardır ve yaptığımızın o resme benzemesini isteriz. Kimi zaman yazdığımız sözcükler yerine uymaz ya da sığmaz ama biz yine de denemeye devam ederiz çünkü bizden önce başarmış olanlar vardır ve bizim de pes etmeye niyetimiz yoktur.

 

Ruhumda hiç bitmeyen bir sessizlik ve derin bir boşluk var. Konuşamıyorum, duyamıyorum ve göremiyorum. Bunun için kaderimden şikayet edebilirim belki, ancak bir ses bana Kendini unutmak bir mutluluktur. diye fısıldıyor. Böylece ben de başkalarının gözlerindeki ışığı kendi güneşim, kulaklarındaki senfoniyi kendi müziğim, dudaklarındaki gülüşü kendi mutluluğum yapmayı öğrendim.

 

 

Bayan Sullivan ile kuyunun yanındaki hanımelleri ile kaplı eve doğru yürüdük. Birisi su çekiyordu ve öğretmenim elimi soğuk suyun altına tuttu. Elimin biri suyun altındayken diğer elimin avucuna yavaşça sonra hızlı bir şekilde su yazdı. Bütün dikkatimi parmaklarının hareketine vererek kıpırdamadan durdum. Birdenbire bilincimin derinliklerinde sisler arasında unutulmuş bir şey hatırladım ve konuşmanın tüm gizemini kavradım. Artık s-u işaretinin elimin üzerinden akan soğuk ve harikulade bir şey olduğunu biliyordum. O yaşayan sözcük ruhumu uyandırdı, ona ışık, umut, neşe ve özgürlük verdi!

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?