Hüseyin Nihal Atsız Sözleri

Hüseyin Nihal Atsız Sözleri

12 Ocak 1905 tarihinde doğup 11 Aralık 1975 tarihinde vefat eden Hüseyin Nihal Atsız Türk Yazar, Şair, Tarihçi ve İdeologudur. Kendisini Türkçü ve Turancı olarak tanımlar.

Eserlerinden ve konuşmalarından yaptığımız alıntılarla bir derleme hazırladık.

 

Dil, bir milletin en değerli malıdır.

 

Askerlik rütbe ve elbise değil, ruhtur.

 

İlim ve hakikat, siyasetin oyuncağı olamaz.

 

Bir milletin yürütücü kuvvetine “ülkü” denir.

 

Ülküsüz millet, şuursuz insan gibidir.

 

Dinin bir ruh ihtiyacı olduğunu bilim kabul etmiştir.

 

Milli şuur, bir milletin kendini duyması ve bilmesidir.

Şerefliler taviz vermezler. Şerefin tavizi yoktur.

 

Milletler fedakâr fertlerin çokluğu nispetinde yükselir.

 

Sosyalizm-komünizm maskaralığı, bir hamakat modasıdır, geçecektir.

 

Fedakarlık insanları da, milletleri de asilleştirir, kahramanlaştırır.

 

Milli şuurun uyanık olduğu yerlerde, yabancı unsurların borusu ötmez.

 

Ahlak, millet yapısının temelidir. O olmadan hiç bir şey olmaz.

 

Bir millete, geçmişini unutturmak, onu yok etmenin ilk şartıdır.

 

Yaşayıp yükselmek, ahlaklı ve iradesi sağlam milletlerin hakkıdır.

 

Dünyaya yayılmaya çalışmak, dünyadan silinmek korkusunun tepkisidir.

blank

En büyük kahramanlığı yapsanız bile en küçük karşılığını beklemeyiniz.

 

Bir millet için, büyümekten korkmak kadar ölümcül düşünce olamaz.

 

Türk bir vazife için yaratılmıştır. O vazife kâinat güzelleştiği zaman biter.

 

Milli şuur, bir milletin yaşama ifadesi, hayat kaynağı ve en kuvvetli silahıdır.

 

Tarihi düşmanlar, ancak dış işleri bakanlarının dostudur. Milletin asla…

 

Taviz, dostun gönlünü kazanmak için verilir. Düşmanın bir gönlü yoktur ki; kazanılsın.

 

Milletleri millet yapan, uğrunda ölecekleri yüksek ülkülere bağlanmış olmalarıdır.

 

Ne kadar milliyetçi olsak, yine geçmişe bağlıyız. Çünkü; kökü mazide olan atiyiz.

 

Bir topluluktan müşterek ülküyü kaldırın, insanların hayvanlaştığını görürsünüz.

 

Barış, savaşın başka metotlarla devamı ve silahlı savaşa hazırlığın ayrı bir şeklidir.

 

Her iman ahlaka yürüyeceğine göre, Türkçülük’de de sağlam bir ahlakın bulunması birinci şarttır.

blank

Bir millet, büyümek ve iş yapabilmek için kendisinin büyük bir millet olduğu inancını duymalıdır.

 

Bize bir gençlik lazımdır. Temelinde cehalet, duvarlarında riya, tavanlarında dalkavukluk bulunmasın.

 

Dil; bir milletin sembolüdür. O milleti bir arada tutan ve yok olmasını engelleyen biricik faktördür.

 

Büyük adam hususi hayatında da yüksek ve temiz olan adamdır. Bir takım meziyetleri bulunan bir rezil hiç bir zaman büyük değildir.

 

Milli şuur bir ışıktır. Yurdu aydınlatır ve gizli köşelere sinmiş olan bütün akrepleri açığa çıkararak, karanlıkta iş görenlere engel olur.

 

Gerçekten Türkçü olmak kolay değildir. Her önüne gelen Türkçü olamayacağı gibi, her Türkçüyüm diyen de Türkçü olamaz.

 

Türkçü; eyyamcı ve dalkavuk olamaz. Sert yaşamaktan hoşlanır ve en büyük sertliği de nefsine karşı gösterir.

 

Kendimize dönelim. Ahlak, edebiyat, musiki, giyim, zevk, yemek, eğlence, hukuk, aile, adet, anane ve her şeyde milli olalım.

 

Türk Milleti, üç bin yıldan beri vardır. O’nun varoluşu, büyüklüğü, gücü, tarihe damgasını vuruşu, yalnız milli karakteriyle mümkün olabilmiştir.

 

Bozkurttan çakallar, köpekler ve tilkiler korkar. Kendi mefâhirine düşman olanın bu âdi hayvanlardan ne farkı olabilir ki?

 

Yalnız kazancımızı, midemizi, maddemizi düşünmeyelim. Bunu hayvanlar da yapar. Daha çok manaya, düşünceye, ülküye dönelim. İnsanlık budur.

 

İnsanları insan yapan, büyük bir düşüncenin ardından koşmalarıdır. İnsan, şeref için ve muhteşem saydığı bir gaye için ölmesini bilen yaratıktır.

 

Ben, yabancı kaynaklı hiçbir fikri benimsemeğe tenezzül etmeyecek kadar millî şuur ve gurura malik bir Türk‘üm. Siyasi, içtimai mezhebim Türkçülük‘dür.

 

Bir millet baraj ve fabrika ile değil, daha önce milli ruh ve ülkü ile kalkınır. Mânen çökmüş bir millete endüstri tesisleri yapmak, ölüye balo elbisesi giydirmeye benzer!

 

Türk Milleti’nin aşırı sabırlı olduğunu, fakat ayranı kabardığı zaman, Kağan arslan gibi önünde durulmadığını bütün tarih ve dünya bilir.

 

Milli şuur uyanık olunca başıbozuktan kurmay, vatan haininden profesör, hekimden dilci, cahilden müverrih, yabancıdan vekil, serseriden ülkücü çıkmaz.

 

Türkler, Türk soyundan gelenlerle Türk soyundan gelmişler kadar Türkleşip kendini o soya bağlayan ve beyninde hiçbir yabancı ırk düşüncesi bulunmayan fertlerin topluluğudur.

 

Bize lazım olan gençlik bir fırka veya zümre gençliği değildir. Biz fırka ve şahsiyetlerin ebediliğine kani değiliz. Her şeyden üstün, her şeyden önce bir Türkiye vardır. Biz Türk Gençliği istiyoruz!

 

Maddileşmiş bir insan vatan için ölür mü? Bencil bir insan muhtaçlara yardım eder mi? Milletine inanmayan bir adam yabancı ile işbirliği yapmaz mı? Erdemi gülünç bulan birisi çalıp çırpmaz mı?

 

Bize Turkuaz salonlarında hocalarına kasidekâr nutuklar söyleyen genç lazım değildir. Köye inen, fışkı ve toprak kokularına alışkın nasırlı köylü eli sıkacak, onu bıkmadan dinleyecek genç lâzımdır.

 

Bize yalnız dans etmesini, iyi giyinmesini, kur yapmasını ve aşık olmasını bilen gencin lüzumu yoktur. Bize bugün mesleğinde usanmadan çalışacak, yarın hudutta göz kırpmadan ölebilecek genç lazımdır.

 

Milleti yapan unsurlardan biri de din olduğuna göre, Türkler‘in dini üzerinde de durmaya mecburuz. Hiç şüphe yok ki, Türkler‘in dini müslümanlıktır. Eski dinimiz olan Şamanlık’dan da bazı unsurlar alarak bir Türk müslümanlığı haline gelen bu din, on yüzyıldan beri bizim milli dinimiz olmuştur.

 

Kızılelma, Türk milletinin manevi besinidir. Açlar yiyecek bulamadıkları zaman nasıl faydasız, zararlı, hatta zehirli nesneleri yerlerse; Türk milleti de “Kızılelma” kendisine yasak edildiği için marksizm ve kozmopolitizm gibi zararlı ve zehirli fikirlere el uzatıyor.

 

Arab’ı, Acem’i, Hind’i, Çin’i yenilirken, tek başına Avrupa’ya dalan ve yüzyıllarca tek başına bütün Avrupa milletlerine karşı Allah’ın adını savunan Asya arslanları, zaman zaman gaflet uykusuna dalmışlar fakat sonra sıçrayıp şahlanmışlardır.

 

Bir gün ülkede milliyetçi geçinen politikacılar, yöneticiler, sanatçılar, aydınlar hiç bir çıkar kaygısına düşmeden, yiğitçe, korkusuzca Türkçü söylemlerde, Türkçü tavırlarla milletin karşısına çıkarlarsa o gün Türkçülük büyük bir utkuya yaklaşır.

 

Ben ne kimliksiz bir insan, ne de bir et yığınıyım. Ben ne çetin yoldan kaçan bir yufka yürekli, ne de doğayı yenmeye çalışan bir budalayım. Ben ne Tanrı’yı görmeyen bir kör, ne de sonunda huri kızlarını bekleyen bir dindarım. Ben baştan aşağı Hüseyin Nihal Atsız’ım.

 

Bir millet bağımsızlığını, hürriyetini ve sınırlarını kaybedebilir, hatta yıllar boyunca başka bir milletin esareti altında yaşamak zorunda kalabilir ama bütün bu unsurlar o milletin yok olmasına etken olamaz. Ancak kendi dilini kaybetmiş bir millet yok olmaya mahkumdur.

 

Ortak düşüncesi olmayan toplulukta, herkes, yalnız kendi çıkar ve zevkini düşünür. Böyle bir toplulukta fedakarlık, saygı, nezaket kalmaz. Bencillik, kabalık, rüşvet, iltimas ve namussuzluğun türküsü alır yürür.

 

Türk Ahlakı en eski çağlardan beri toplumcudur. Yani Türkler‘de toplumun menfaati insanlarınkinden üstün tutulur. Bununla beraber kuvvetli şahsiyetler daima saygı görmüşler ve topluma faydalı olmuşlardır. Ferdiyete değer vermeyen Türk Ahlakı, şahsiyete saygı göstermiştir.

 

Beyinsiz ve haysiyetsiz olanlara gerçeği öğretmek için boşuna vakit harcama. Onlarsa belâlarını bulacaktır. Sen vakit kaybetmeden bir baltaya sap olmaya çalış. Bir baltaya sap olmak demek, millete hizmet edecek bir yer, bir su başına geçmek demektir. Makamlar, mevkiler ancak Türk milletine yararlı olabilmek içindir.

 

Turancılık, yani bütün Türkler‘i birleştirmek ülküsü, milattan önceki üçüncü yüzyıldan beri vardır. Türk büyüklerinin, iç huzuru sağladıktan sonra ardında koştukları tek düşünce her zaman Türk Birliği olmuştur. Ancak İslamiyet bu düşünceyi bir miktar değiştirmiş İslamlığı koruma kaygısı Türk Birliği ülküsünü zaman zaman az veya çok ihmal ettirmiştir.

 

Bu yurt baştan başa şehitler ve gaziler diyarıdır. Bu vatan bir boydan bir boya tunç heykeller otağıdır. Ne hain komünistin propagandası, ne kahpe Yahudi’nin casusluğu, ne sinsi melez vatan hainlerinin çirkefliği bu tunç heykelliği, bu sarp yalçınlığı deviremez!

 

Kıbrıs davası er-geç bir çözüm yoluna girecektir. Nasıl gireceğini bilemiyoruz. Çünkü bizim için Kıbrıs davasının çözümü, ancak Kıbrıs’ın Türkiye’ye katılmasıyla mümkündür. Bugün bu kadarı olamayacaktır ama, Türkçülük ülküsüyle yetişen bir gençlik var ki, onlar yarın bu ülküyü gerçekleştirirler.

 

Kızılelma ülküsüne “tehlikeli maceracılık” diyenler, bugünkü Araplar ile Yahudiler’e bakıp düşünmelidirler. Hele Yahudiler 2000 yıl önce kaybettikleri vatanlarını yeniden ele geçirmek ve yalnız kitaplarda kalmış olan İbrani dilini diriltip bir konuşma dili haline getirmek uğrundaki çalışmaları ile dünyaya örnek olmuşlardır.

 

Atatürk’ün “Türk milleti başına geçireceği insanların kanındaki cevher-i asliye dikkat etmelidir” sözü, açık anlamı ile Türk ırkından olmayanları başına geçirme demektir. Bu söz mücerret bir övünme veya şatafat değil, acı denemelerden doğmuş bir gerçek, yabancı soyluların getirdiği felaketlerden alınmış bir derstir. Bunu, Atatürkçü geçinip de Türkçülük düşmanlığı yapanları uyarmak için hatırlatıyorum!

 

Ben sigara içmem, dumanından tiksinirim. Vapurda, dolmuşta beni en çok rahatsız eden nesne ağzı emzikli vatandaşlardır. Eskiden, yürürken bile ağzında sigara taşıyan yalnız Köprülü Fuat’tı. Şimdi hamalından cici bayanına kadar herkes Köprülüzade oldu. Herif, sırtındaki 150 kiloluk yükün altında canı burnunda yürürken bile ağzından sigarasını eksik etmiyor.

 

Fahişeler vardır, namustan bahseder. Kanaatini ve kalemini satmışlar vardır, vicdandan dem vuru. Vurguncular vardır, ağızlarından fazilet sözü düşmez. Çifte pasaportlular vardır, vatan diye haykırır. Palikaryalar vardır, kahramanlık iddia eder. Bazı iyi niyet sahipleri de bunların hepsine inanır. Gel de bu insanların arasında huzur içinde yaşa.

 

Fazilet temelleri üzerine kurulan devletimizin birkaç kara gün geçirmesi onu asla sarsıp deviremez. En güzel şiirlerdeki birkaç vezin veya kafiye aksaması nasıl o şiirin güzelliğine engel değilse, bir iki çelme de bu devleti mazideki ve ilerdeki ululuğundan alıkoyamaz. Bu devlet ve vatan büyüyecektir. Çünkü uğrunda ölmeye hazır olanlar var.

 

Dünya binbir türlü süt emmiş insanlarla doludur. Ayrıca her insan az veya çok inek sütü de içmiştir. Demek ki her insanın bir anası, bir de inek süt anası var. Tabiî her ineğin bir öküz kardeşi olur. Şu halde her insanın da bir öküz dayısı var demektir. İnsanların niçin zeka ve insanlık dışında hareket ettikleri anlaşılıyor değil mi? Her insan bir öküzün yeğenidir. Oğlan dayıya, kız halaya çeker derler. Herhalde bazı insanlar, süt dayılarına fazla çekiyorlar. Bundan da cihanın huzursuzluğu doğuyor.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?


blank