İbn-i Haldun Sözleri

İbn-i Haldun Sözleri

Yazıyı paylaş

İbn-i Haldun, başta Mukaddime olmak üzere bir çok eseri olan, 14. yy da yaşamış büyük düşünürdür.

 

İbn-i Haldun’un  vefat tarihi olan bugünde ( 19 Mart 1405) eserlerinden alıntıladığımız sözlerinden bir demet hazırladık.

 

İbn-i Haldun Sözleri

 

Adaletsizlik medeniyeti mahveder.

 

Mağluplar galipleri taklit ederler.

 

Zulüm, umranın harap oluşunun habercisidir.

 

Merhamet, masum olduğu için her kalbe misafir olmaz.

Fazla tevazunun sonu vasat insandan tavsiye dinlemektir.

 

İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur.

 

Her şeyi takdir eden Allah’tır ve O’ndan başka Rab yoktur.

 

Kıtlık zamanlarında insanları açlık değil, alışmış oldukları tokluk öldürür.

 

Halk yalnızca adaletle korunabilen kullardır.

Gayri memnunlar medeniyet kuramazlar.

 

Devletler de tıpkı insanlar gibi doğar, büyür, yaşlanır ve ölürler.

 

Akletmek Müslümanlar tarafından terk edildi ve bu yüzden zelil bir hale düştüler.

 

İlim bir kuyu, tartışma ise onun kovası gibidir.

 

Bilesin ki, vücut için çok besin almaktan, açlık daha elverişlidir.

 

Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer.

Kalpleri müteferrik olanların akılları birleştirilemez.

 

İnsan her zaman, kendini yenen de bir üstünlük bulunduğuna, ona boyun eğilmesi gerektiğine inanır.

 

Her akıl, gücünün yetmediği ve idrak edemediği şeyleri inkar eder.

 

Barbarlar savaşla yenip fetheder, medeniyetse sulhla fethedeni fetheder.

 

İnsan beyni değirmen taşına benzer. İçine yeni bir şeyler atmazsanız, kendi kendini öğütür.

 

İlme yasak koyanlar veya insanları yalanla meşgul edenler, aklın ve insanlığın en büyük düşmanlarıdır.

Şehirlerin de bir ruhu vardır. Bir şehirde yaşayan insanlar zamanla yaşadığı şehrin ruhuyla karakteristik açıdan özdeşleşirler.

 

Dağları bir yerden koparıp başka bir yere nakletmek, gönülleri birleştirmekten daha kolaydır!

 

İnsanların, başkalarının mükemmelliğini ve kendilerinden üstün olduklarını kabullenmeleri çok az görülecek bir durumdur.

 

Devleti yıpratıp eski bir giysi durumuna getiren ve sonunda da büsbütün yıkıp yok eden, varlıklı/parlak yaşamdır.

 

İnsanların, başkalarının mükemmelliğini ve kendilerinden üstün olduklarını kabullenmeleri çok az görülecek bir durumdur.

 

Durumdan duruma geçişler bütünüdür her şey. Bu değişmeler ve geçişler, kişilerde, sürelerde, kent ve kasabalarda olduğu gibi, tüm evrende, ülkelerde, kıtalarda, zamanlarda ve devletlerde de olur.

Benim çırpınışlarım sevinçten değildir.

Ele geçirilmiş kuş da çırpınır.

Umursamazlığım da sevincimden değil.

Bazı olayları hatırlamamdandır.

 

 

Öğretmenler, bilim sahibi olma yolunda öğrencilerine kitaplarını ezberletirler. Ancak bilimsel tartışmalarla ve münazaralarla, konuları ve sorunları zihinde yerleştirme suretiyle kestirilebileceğini unuturlar.

 

En fazla değer verdiğim dostun, sana kusurlarını haber veren ve bulunduğun makam dolayısıyla bunda çekingenlik ve korku göstermeyen kimse olmalıdır

 

 

Aklın birçok mertebeleri var. Önce dış dünyanın idrakı: taakkul. Taakkul demek tasavvur demektir, buna akl-ı temyizi de derler. İnsan bu meleke ile faydalıyı zararlıdan ayırır.

 

Kentliler, kendilerini rahatlık ve kaygısızlığın döşeğine salıvermişler, mutluluk ve bolluğa gömülmüşler, mallarını ve kendilerini koruma işini, yönetenlerine, valilerine, yargıçlarına ve sürekli koruma görevlilerine bırakmışlardır. Ve çevrelerini kuşatan kale duvarlarının, önlerinde dönüp dolaşan bekçilerin ve nöbetçilerin sağladığı güvenceyle uykuya dalmışlardır. Hiçbir kaygı, uyarı heyecanlandırmaz onları. Ellerinden kaçabilecek avları da yoktur. Alabildiğine iyimserlerdir ve kendilerini güvenlik içinde bulurlar. Bu nedenle silahlarını bırakmışlardır.

 

Alınan çok gıda vücutta işe yaramaz fazlalıklar ve kötü artıklar meydana getirir. Bu çeşit artıklardan vücut orantısız bir şekilde genişler; şekil çirkinleşir. Bu gıdalardan meydana çıkan bozulmuş kötü sıvıların beyne gitmesiyle zihinler ve fikir körleşir. İdrâksizlik, gafillik ve itidalden ayrılma ortaya çıkar.

 

“Devlet askerle korunur, asker para ile beslenir, mal haraç ile elde edilir, haraç memleketin mamurluğu ile temin olunur, memleketin mamurluğu ise adalet iledir, adalet ise valilerin hâllerini ıslahla, vâlilerin ve memurların hâllerini ıslah da vezirlerle olur, hükümdarın tebaasının durumunu bizzat kendisi yoklaması, bunların hepsinin başında gelir.”

 

Bir devlette halka yükletilen vergilerin miktarı az olursa, ahâli çalışarak servet kazanmaya heves eder, ülke kalkınır.. Devleti idare edenlerin israfı, refah ve bolluğa alışması arttıkça ihtiyaç ve masraflar derece derece artar. Halka yüklenen vergiler derece derece ağırlaşır, halk da buna dayanmaya alışır. Vergiler derece derece ve yavaş yavaş arttığı için halk da, bunları toplayan da, açık olarak artış nispetini bilmez.

 

Yazıyı paylaş
Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?