İmam Gazali Sözleri

İmam Gazali Sözleri

Gazzâlî (Gazali) ya da tam adıyla Hüccetü’l-İslâm Ebû Hâmid Muhammed bin Muhammed bin Muhammed bin Ahmed el-Gazzâlî et-Tûsî, Büyük Selçuklu Devleti devrinin İslam âlimi, filozofu, mutasavvıfı ve müderrisi.

Eserleri ortaçağda Lâtinceye çevrilen Gazzâlî, el-Gazel adıyla meşhur olmuştur.

18 Aralık 1111 tarihinde vefat eden bu İslam Aliminin kitaplarından yaptığımız alıntılardan bir demet hazırladık…

 

Şüphe duymayan hakikati bulamaz.

 

Dükkânları sohbet yeri olarak seçme.

 

Çok işte çırak olacağına, bir işte usta ol.

 

Birtakım arzularının yerine gelmesi için küçülme.

Cahillerle tartışmaya girmeyin; ben hiç yenemedim.

 

Çocuktaki utanma hali ondaki akıl nurunun alametidir.

 

Birisiyle tartışırken vakar ve efendiliğini elden bırakma.

 

Fikrî tartışmada kendini haklı çıkarmak için inat gösterme.

 

Uzun mesafelere ulaşmak, yakın mesafeleri aşmakla mümkündür.

 

Cuma günü günah işlemeden geçerse, diğer günler de selametle geçer.

 

Cevizin kabuğunu kırıp özüne inmeyen cevizin hepsini kabuk zanneder.

 

Dargın ve küskün olanları barıştır ki yarın kıyamet gününde sevinenlerden olasın.

Ölüm Allah’ın sevgili kullarına, bir bardak tatlı soğuk suyu içmek kadar kolay gelir.

 

İlmi ile amel etmeyen alim; başkalarını giydirdiği halde kendisi çıplak olan iğne gibidir.

 

Sabır insana mahsustur. Hayvanlarda sabır yoktur. Meleklerin ise sabra ihtiyacı yoktur.

 

Tamahkar, aç gözlü olma, kalbin katı ve kara olur. Çok mal artırmak için hasislik yapma.

 

Layık olmadan devletin makamlarına atananlar, astlarını ısırır, üstlerine kuyruk sallarlar.

 

Okumak üç türlüdür: dilin okuması kıraat, aklın okuması tefekkür, kalbin okuması hayattır.

 

İbadetlerin esası kalbin tezkiyesidir. Kalbin tasfiyesi de marifet nurunun orada doğması ile mümkündür.

 

Karşındaki adam sana ölçüsüz davranır, küstahlıkta bulunursa sen de nezih ve ağırbaşlı davran.

Su içerken acele ile bardağı dikerek, hort hort içme. Vücuda zarardır. Yavaş yavaş arada nefes alarak iç.

 

Dükkânını erken aç, geç kapa ve kaparken Besmele çek ve “La havle velâ kuvvete illâ billahilaliyyilazîm”i oku.

 

Edep ve terbiyesini yitirmiş patavatsız kimselerle tartışma. Bir hüküm verirken ”şahsî görüşümdür” de.

 

Oturduğun bir yerde, bulunduğun bir toplulukta dişlerini kürdan ve benzeri şeylerle temizlemeye kalkışma.

 

Bir sözü söyleyeceğin zaman düşün! Eğer o sözü söylemediğin zaman mesul olacaksan söyle. Yoksa sus.

 

Bütün işlerinde orta yolu tut. Çünkü işlerin en hayırlısı orta yoldur. Az konuş. Karşılaştığın her Müslümana selam ver.

 

Ne kadar kibirli dursa da bardağın önünde eğilir çaydanlık. Öyleyse bu büyüklenme niye? Bu kibir, bu gurur niçin?

 

Küçük günahlar ısrar neticesinde büyük günaha dönüşür.

Bazı mubahlar da ısrar sonucunda küçük günaha dönüşür.

Bunlar unutulmamalıdır.

 

Bedenine değil kendine değer ver, ve gönlünü olgunlaştır ! Çünkü kişi; bedeni kadar değil, ruhu kadar insandır.

 

Dünyada kimi sever ve kim ile düşüp kalkarsan kıyamette onunla haşrolursun. O halde ilmi ile amel eden alimlerin ve salihlerin sohbetine devam et..

 

Allahü teâlânın verdiği nimeti, Onun sevdiği yerde harcamak şükür; sevmediği yerde kullanmak ise küfran-ı nimettir (nimeti inkâr etmektir).

 

Mazlum, zalime öyle beddua eder ki, ettiği beddua zalimin zulmüne denk olur.Beddua da ileri giderse kıyamet günü zalimin ondan alacağı olur.

 

Etrafta ilâhî rüzgârlar esiyor; kalp gözlerini örten perdeleri açıyor. İşte bu gözler Levh-i Mahfuzda, yazılı olan birtakım hakikatleri görürler.

 

Belaya şükretmek lazımdır. Çünkü küfür ve günahlardan başka bela yoktur ki, içinde senin bilmediğin bir iyilik olmasın! Allah, senin iyiliğini senden iyi bilir.

 

Tevbe ederim, ameli salih işlerim dersen, ölüm daha evvel gelebilir. Pişman olur, kalırsın. Yarın tevbe etmeyi bugün tevbe etmekten kolay zannediyorsun, yanılıyorsun.

 

Bil ki, kalble gıybet etmek, dille etmek gibi haramdır. Bir kimsenin noksanını, kusurunu başkasına söylemek doğru olmadığı gibi, kendi kendine söylemek de caiz değildir.

 

Akılcılar tarafından inkâr edilen dinî ve gaybî bir şey işittiğin zaman, onların bu inkârları sakın seni şaşırtmasın; zira şarkta bulunan bir insanın garbdaki hakikati bilmesi imkânsızdır.

 

Ey Oğul!

İstediğin kadar yaşa, nasıl olsa bir gün öleceksin; dilediğini sev, nasıl olsa bir gün ondan ayrılacaksın ve dilediğin şeyi yap, nasıl olsa bir gün bütün yaptıklarının hesabını vereceksin.

 

Kalplerin ve insan basiretinin cilası zikirdir. Zikri ancak muttaki kullar yapabilirler. Bu nedenle takva zikrin kapısı; zikir keşfin kapısı, keşif ise büyük zafere açılan kapının ta kendisidir.

 

Müminin kalbi ölmez, ilmi, ölüm anında silinip gitmez. Kalbindeki berraklık kesinlikle sönmez. Hasan Basrî de bu mânâya şöyle işaret etmiştir: ‘Toprak imanın merkezini yiyip bitiremez’.

 

Gözü aç ve savurgan olma: Ey oğul! Kendini iyice sıkıntıya sokmuş bir miskin gibi gözü aç; mal kıymeti bilmeyen, ilerisini görmeyen bir sefih gibi savurgan olma. Sana ait hakları belirle. Dostuna saygılı, düşmanına insaflı ol.

 

Şeytanın vesvesinden korunmak, dinini muhafaza etmek veya iyi bir evlada kavuşmak için dindar bir kadını nikahlayan, kendisine bu dini gayelerde yardımcı olduğu için hanımını seven kimsenin sevgisi de Allah için olan bir sevgidir.

 

 

İlimlerin içinde en şerefli olanı Allah’ın sıfat ve fiillerini bildiren ilimdir. İnsan bu ilimle kemâle ulaşır. Kâmil olmanın saadetini duyar. İnsanoğlu, Allah’ın celâl ve kemâl sıfatlarının komşuluğuna ulaştığı zaman, bu komşuluğun ona büyük saadetler kazandıracağı muhakkaktır.

 

İnsanı onurlandıran en büyük nimetlerden biri de akıldır. Aklıyla insan mutluluğu yakalar, meleklerden üstün konuma gelir, kâinata bakarak varlığının delillerini kavrar, yaratıcısını tanır, sıfatlarını öğrenir. Hatta insanın bizzat kendisi yaratıcının varlığına delildir.

 

Allah Teâlâ ilim nurlarını insanoğlundan esirgememiştir; Allah Teâlâ cimrilik yapmaktan münezzehtir. İlim nurlarının kalplere akmamasının sebebi, o kalpleri doldurmuş bulunan bulanıklıklar ve kötülüklerdir. Çünkü kalpler kaplara benzer; bir kap su ile dolu ise, havanın o kaba girmesine imkân yoktur. Kalp mâsiva ile dolu oldukça Allah’ın celâl marifeti oraya girmez.

 

Bir kimsenin, arkadaşlarıyla veya diğer insanlarla iyi geçinebilmesi için onlara külfet vermemesi, yük olmaması lazımdır. Mümkün olduğu kadar kendi işini kendi halletmelidir. Mecbur kalmadıkça, hiç kimseden mal, para, gibi şeyler istememelidir.Herhangi bir makama geçmek içinde başkalarından yardım istememelidir.

 

Muamele ilminin en yüksek zirvesi, nefsin hilelerine ve şeytanın desiselerine vâkıf olmaktır. Böyle bir ilme vâkıf olmak her insana farz-ı ayndır. Fakat ne yazık ki halk bu farzı terk etmiş ve vesveselere sebep olan birtakım fuzulî ilimlerle uğraşır olmuştur. İşte bu ilimleri vesile ederek şeytan onları yoldan çıkarmaktadır.

 

Allah’tan nasıl korkulması gerekiyorsa öyle kork. Ona kulluk görevini gereği gibi yap. Haram kıldığı şeylerden mümkün olduğu nisbette kaçın. Allah’ın saadete uzanan yolundan ayrılma. Hayatını düzene sokan emirlerini sakın ihmal etme ki, yaşayışın sıhhat bulsun, gözlerin aydın olsun.Çünkü gizli ve kapalı hiçbir şey Allah’tan gizli ve kapalı değildir.

 

Aklı olan kimse nefsine demelidir ki: Benim sermayem, yalnız ömrümdür. Başka bir şeyim yoktur. Bu sermaye, o kadar kıymetlidir ki, her çıkan nefes hiçbir şeyle tekrar ele geçmez ve nefesler sayılıdır, azalmaktadır. O halde bu günü elden kaçırmamak bunu saadete kavuşmak için kullanmamaktan daha büyük ziyan olur mu? Yarın ölecekmiş gibi bütün âzâlarını haramdan koru.

 

Ey Oğul!

Nice gecelerini bilgilerini tekrar ederek ve kitapları inceleyerek geçirdin ve bu nedenle uykusuz kaldın. Sana bunları yaptıran neydi? Eğer amacın, dünya malı/metaını, makam ve mevkilerini elde etmek; başkalarına karşı övünmek idiyse, o halde sana yazıklar olsun, yazıklar! Yok, eğer amacın Peygamber’in getirdiği dini yaşatmak, sahip olduğun huyları düzeltmek ve kötülük yapmanı devamlı emreden nefsini dizginlemek idiyse o halde sana müjdeler olsun, müjdeler!

 

Önceki insanlar işte böyle korkarlardı ölümden. Şimdi ise cenazeye katılanların gülüp eğlendiklerini hatta ölünün ne gibi miras bıraktığı hakkında konuştuğunu görüyoruz. Cenazenin yakınları da bu mirastan ne pay alacaklarını düşünüyorlar. Hiçbiri bir gün ölüp de kendi cenazesini o cenaze gibi omuzlarda taşınacağını düşünmüyor.

Bu gafletin sebebi, şüphesiz günahların çokluğundan dolayı kalplerin katılaşmasıdır. Bu günahlar o kadar etkili ki bize karşılaşacağımız korkunç durumları bile unutturuyor. Dolayısıyla biz de oyun ve eğlenceye dalarak bize fayda vermeyen işlerle uğraşmaya başladık.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?