Jose Saramago Sözleri

Jose Saramago Sözleri

Jose Saramago 8 Ekim 1998 tarihinde Nobel Edebiyat Ödülü almış Portekizli bir yazardır.

1922 yılında Lizbonda doğan yazar, 2010 yılında vefat etmiştir.

Makinistlik eğitimi alan yazar teknik ressamlıktan redaktörlüğe, editörlüğe ve çevirmenliğe kadar birçok işte çalışmıştır.

İlk romanı Günah Ülkesi (Terra do Pecado) 1947’de yayınlandı.

Yazarın romanları ve denemelerinin yanı sıra iki şiir kitabı ve oyun kitapları da vardır. Saramago, 1998 Nobel Edebiyat Ödülü’ü kazandı.

 Düz yazılarında, noktalama işareti olarak nokta ve virgülden başkasını kullanmaz. Anlatım dili de oldukça muzipçedir. Ünlü yazar 87 yaşında hayatını kaybetmiştir.

Ödül aldığı tarih olan bugün, yazarın eserlerinden aldığımız alıntılardan bir demet hazırladık…

 

“Mühim olan varış değil, gidiştir…”

 

Zamana zaman tanımak gerekir.

 

Gemin büyükse fırtınan da büyük olur,

 

Körler ülkesinde tek gözlüler baş olur.

 

Bakabiliyorsan, gör. Görebiliyorsan fark et.

 

Ölçüp biçmeden itaat etmek ahmağa yaraşır.

 

Asıl körlük, umudun tükendiği bu dünyada yaşamaktı.

 

Çöktüklerinde bile yürümeye devam eden insanlar var.

 

Herkesin yaşamında kendini zayıf hissettiği anlar olmuştur.

 

Umut tuz gibidir, insanı doyurmaz ama ekmeğe tat verir…

 

…yalnızca vadesi dolan ölür, ölüm bizi bize haber vermeden seçer.

 

Göz,belkide insan bedeninin içinde ruh barındıran tek kısımdır.

 

Hiçbir mutluluk sonsuza kadar sürmediği gibi, mutsuzluk da geçicidir.

 

Taşıması insana daha ağır gelen yalnızca başkalarının ekmeğidir.

 

Kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin.

İnsan aklı, kendi yarattığı canavarlara teslim olacak kadar ileri gidebiliyordu.

 

İnsanın gerçek doğum yeri, onun kendisine ilk kez aklıyla baktığı yerdir.

 

Yaşam, enstrümanları akortlu da olsa, akortsuz da olsa, devamlı çalan bir orkestradır.

 

Ne kadar çabalasalar ve çabalamaya da devam etseler.

Kimse insanların aynı şekilde düşünmesini sağlayamaz.

 

“İnsanın düşüncelerini değiştirebilmesi için sağlam bir umuda bel bağlaması yeterli…”

 

Vicdanlar olması gerekenden daha fazla susarlar, o yüzden yasalar yaratılmıştır.

 

İnsan gibi yaşamıyorsak, en azından tam anlamıyla hayvan gibi yaşamamak için elimizden geleni yapalım.

 

Çok tuhaf bir yaratıktır insanoğlu, nice önemsiz nedenle korkunç uykusuzluklar çeker de, savaş arifesinde mışıl mışıl uyur.

 

Gözlerimiz ağzımızla inkar etmeye çalıştığımız şeyleri çoğu zaman hiç çekincesiz gözler önüne serer.

 

Günümüzde gerçeklik diye adlandırdığımız kavrama eskiden hayal gücü dendiğini unutmayın, mesela Jules Verne’e bakın.

 

Peki bulmak istediğin bu bilinmeyen ada neyin nesi?

Bunun cevabını bilseydim ada zaten bilinmeyen olmaktan çıkardı.

 

Her zaman olduğu gibi yine Doğrular günahkârların,

namuslular namussuzların yaptıklarının bedelini ödeyecek.

 

Bence biz kör olmadık , biz zaten kördük , Gören körler mi , Gördüğü halde görmeyen körler.

 

Yarın görüşürüz.

Ömrümüzün bütün günlerini birbirimize veda ederek geçiriyor olmamız.O günlerden biri için son gün olması..

 

 

….işte kader hep böyle davranır bizlere, hemen arkamızdadır, omzumuza dokunmak için elini çoktan ileri doğru uzatmıştır, bizlerse hala, geçti gitti, gösteri bitti, yine aynı hikaye, diye homurdanıp dururuz…

 

Lut’un karısı, verilen emre uymayarak ardına bakınca tuzdan heykele dönüştü.

Ardında olup biteni öğrenmeyi istemek çok doğalken neden bu şekilde cezalandırıldığını o gün kimse anlayamadı.

 

… sorumluluk duyguları aşırı gelişmiş kişiler sürekli bir huzursuzluk içindedirler, hep üzerlerine düşen bir şey varmış da yerine getirmemişler gibi hissederler.

 

Hepimizin zayıf anları olur ve ağlama yeteneğimizin olması bizim için şanstır, gözyaşları bizi çoğu kez huzura kavuşturur, ağlayamadığımız bazı durumlarda ölecek gibi oluruz.

 

…ölüm anı tüm anların en kısasıdır, bir iç çekilir ve tamam, bir benzetme yapmak gerekirse, bu olay kimsenin üflemesine gerek kalmaksızın kendi kendine sönen bir muma benzetilebilir.

 

zokayı yutmuş balık gibiyiz, çırpınıyoruz, kurtulmaya uğraşıyoruz, misinayı çekiştiriyoruz, fakat basit bir parça kıvrık telin bizi nasıl yakalayıp esir tuttuğunu anlayamıyoruz.

 

… beynimizin büyük kısmını işgal eden gelenek, alışkanlık ve göreneğin muazzam ağırlığı, geriye kalan kısımdan çıkabilecek parlak ve yaratıcı fikirlerin üzerine çöker.

 

Ümitlerin kaderi, biri yok olduğunda diğerinin ortaya çıkmasıdır, işte bu yüzden bunca hayal kırıklığına rağmen dünyadan silinip gitmemişlerdir.

 

Bildiğimiz gibi, insan soyunda bencil kaprisler, oyalayıcı numaralar,kolay duygusallıklara haince çağrılar, aldatıcı ayartma manevraları hiç eksik olmasa da hayranlık verici feragatlere de yer vardır,

 

“ne düşündüğümü merak ediyorsanız, bu kitapla anlatmak istediğim hepimizin körleşmeye başladığı değildi. bence körleşmiyoruz. hepimiz körüz. körüz ama bakıyoruz. bakabilen ama görmeyen kör insanlar.” buyurmuş usta…

 

Bir insan ne kadar kalpsiz olursa olsun, kucağında çocuğuyla bir anneye zarar vermez diye düşünmüştü. Bunun üzerine aklına Beytüllahim’de katledilen çocuklar geldi, belki bazıları son nefeslerini analarının kucağında vermişti.

 

Her şeye egemen olan zamandır, zaman, kumar masasında karşımızda oturan öteki kumarbazdır ve bütün kartlar onun elindedir, bizler ancak yaşam karşılığında o masadan bir şeyler kazanırız, kendi yaşamımız karşılığında.

 

Yapacağımız her hareketten önce ciddi olarak düşünmeye başlasak, vereceği sonuçları önceden kestirmeye çalışsak, önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra raslantısal sonuçları, daha sonra da ortaya çıkması düşünülebilecek sonuçları düşünmeye kalksak, aklımıza bir şey geldiğinde, bulunduğumuz yerde çakılır, hangi yöne olursa olsun bir adım bile atamazdık.

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Yorumlara Kapalıdır