Jules Verne Sözleri

Jules Verne Sözleri

Yazıyı paylaş

Jules Verne, Tam adı Jules Gabriel Verne olan bu Fransız yazar ve gezgin, Bugün 24 Mart. Bu ünlü gezgin ve yazarın vefat tarihi. Yazarın kitaplarındaki alıntılarından bir demet hazırladık.

Bilim Kurgunun Babası olarak anılmaktadır. Eserlerinde ayrıntılarıyla tarif ettiği buluşlar ve makinelerin o sıralarda gelişmekte olan Avrupa sanayisi ve teknolojisine ilham kaynağı olduğu düşünülür. Özellikle uzay, hava taşıtları, denizaltılar hakkında yazmıştır.

UNESCO’nun çeviri kitap veri tabanına  göre dünyada en çok çevrilen ikinci bireysel yazardır.

İlk yazılarını yazdığında, Fransa dışına hiç çıkmamış olsa da hayal gücünü kullanarak başka dünyaları anlattı.

Yazar,kitaplarından elde ettiği kazançla ‘St. Michel’ adını verdiği bir yat satın aldı ve kendi hayatında da kitaplarındaki gibi maceralaɾ yaşamak üzere yatı ile seyahatlere çıktı. Seyahatleri yeni kitapları iςin ilham sağladı.

Herkes tarafından bilinen ve hatta çizgi filmleri ve filmleri yapılan eserlerinden bazıları şunlardır;

Denizler Altında Yirmi Bin Fersah

80 Günde Devri Alem

’’İki Yıl Okul Tatili

Zacharius Usta ve Olağanüstü Öyküler

Aya Yolculuk

Doktor OX’un Deneyi

 Jules Verne Sözleri

 

Asla çok geç değildir.

 

Keşke çılgınlığım beni Ay’a kadar götürebilse!

 

Bizim Dünya’da insan ektiğini biçiyor işte!

 

Tehlikeden haberi olmayan her zaman cesurdur.

 

Asılmaya yazgılı adam suda boğulmaz!

 

Fakat acı çekmek insanın her dili anlamasını sağlıyordu galiba.

 

İki kişi baş başa verince sıkıntılar daha hafif gelir.  

 

İhtiyaç en büyük öğretmendir.

 

Büyük hırsızlar daima namuslu insanlara benzerler.

 

İnsanların duyguları,ölçüye ve mantığa sığmıyor.

 

 Bir de cahillerden oluşan boş inançlılar sınıfı vardır elbet; böyleleri hiçbir şey bilmemekle kalmaz, olmayanı bilirler

 

Hayatta tek başına sıkılmak iyi değildir! Ama iki kişi birden sıkılmak daha beter!

 

Gelecek ne kadar kaygı verici görünse de,yılmamak gerekiyordu!

 

Yeryüzünde her şeyin ömrü sınırlıdır, ilelebet var olacak bir şey insan elinden çıkamaz.

 

Çiçek çiçekle, söğüt ağacı söğüt ağacıyla yaşam bulur. İki yüreğin birleşmesi de yüz yıl süreli bir bahar oluşturur.

 

Gideni sevmek kalanların işi değilmiş meğer, çünkü giden ne beklediğin gibi gelir, ne de beklediğine değer.

 

Duvarlar bilginlerin canını sıkmak için vardır! Hiç bir yerde duvar olmaması gerekir!

 

Muhammediler Dünya’nın bu sadık dostuna nasıl bir gönül borcuyla bağlı bulunduklarını anlamış, aylarını onun dolaşımına göre düzenlemişlerdir.

 

Dünyanın yasası böyle! Arkadan gelenlere yol açmak için ölmek gerekiyor! Kanımca ölüm, bir başkasına ait olan yeri işgal ettiğimizde geliyor!

 

Evet. Buna inanıyorum. Bu kalbim çarpmaya devam ettiği sürece, iradesi olan bir yaratığın umutsuzluğa kapılmaması gerektiğine inanacağım.

 

Bütün çocuklar şunu iyi bilmelidir ki, çalışmakla, sağduyuyla, cesaretle, yenilmeyecek hiçbir tehlike, baş edilemeyecek hiçbir engel yoktur.

 

Ve daha ötede, Saint-Hermandad tepeleri! Nasıl da zarafetle ufku örtüyorlar! Doğanın göz alıcı bir şekilde yerleştirdiği, şu yeşil ağaç dizisine bakın! Ah! Doğa, doğa, Niklausse! İnsan eli asla onunla yarışamaz!

 

Koşu sırasında önemli olan baldırlar değil, ciğerlerdir! Elbette baldırların da sağlam olması gerekir, ancak körük gibi bir ciğere sahip olmadan başarı imkânsızdır.

 

 

Bilim adamları, önemli bir sorunun çözümlenmesini beklerken, gürültü etmez, sağa sola gidip gelmez, telaşlı ya da sinirli olup kalkmazlar. Sadece beklerler. Çünkü onlar bilirler ki, yapabilecekleri başka bir şey yoktur.

 

Her şeyi unuttum. Yolculuğun ve dönüşün tehlikelerini de. Başkasının başardığı bir şeyi ben de yapabilirdim. İnsan üstü olmayan her şeyi ben de başarırdım.

 

Demek ki, kişinin mutlu olması için acı çekmesi gerekiyordu. Hiç olmazsa bir süre için! Yoksulluğun ve acının ne olduğunu tatmayan insan, zenginligin ve mutluluğun değerini asla bilemezdi.

 

 

Mutluluk sağlık gibidir. Onun tadını almak için ara sıra yoksun kalmak gerekir. Oysa şimdiye dek hiç hastalanmamışsın… Yani hiç mutsuz olmamışsın! Yaşamında eksik olan şey bu. Bir an için olsun mutsuzluğu yaşamayan kişi, mutluluğun kıymetini nasıl anlayabilir?

 

 

Kibir, insanoğlunun kaderinin tosladığı engeldir o. Bütün kötülüklerin anası olan kibre hiçbir mantıkla karşı konulamaz; çünkü kibirli insan, tabiatı gereği, o mantıklı sözlere kulak tıkar…

 

Dıştaki cisimlerin beyni çok etkilediği bilinen bir şeydi. Örneğin dört duvar arasına kapatılıp tek başlarına kalan bir kimse fikirlerle sözleri birbirine bağlama gücünü kaybedersin. Hücreye kapatılan mahkumlardan çoğu düşüncelerini belirtmemekten aptallaşır ve hatta çıldırırlardı..

 

Osmanlı da çok eli açık davrandı; aslında bu işle doğrudan doğruya ilgiliydi; gerçekten de, Ay, hem yılını, hem de oruç ayı olan ramazanı düzenlemekteydi. Dolayısıyla, üç yüz yetmiş iki bin altı yüz kırk kuruştan daha azını veremezdi ve bunu Asya’yı Avrupa’ya bağlayan kapıyı yöneten hükümetin baskısını hissettirecek ivedilikle yaptı.

 

İki gemiyi rüzgârsız ve akıntısız bir denize bırakın, sonunda birbirleriyle karşılaşacaklardır. İki gezegeni uzaya fırlatın, birazdan üst üste geleceklerdir. İki düşmanı bir kalabalığın ortasına bırakın, bir süre sonra karşılaşacaklardır. Bu kaderdir. Yalnızca bir zaman meselesidir, hepsi bu.

 

Bir Çin atasözü şöyle der:

Kılıçları paslı, tırpanları parlak, tapınaklarının basamakları dindar insanların ayaklarıyla aşınmış, mahkeme kapıları otlarla örtülü, hapishaneleri boş, tahıl ambarları dolu, doktorları yaya, emekçileri atlı bir ülke, iyi yönetilen bir ülkedir.

 

Sayın profesör. dedi Kaptan. Sahibi olduğum ormanlar güneşten ne ısı; ne de ışık alır. Orada aslanlar, kaplanlar yoktur. Hiçbir dört ayaklı orada barınamaz. Bu ormanları bilen tek kişi benim. Şimdilik yalnızca benim için yeşerirler. Size kara ormanlarından değil; deniz ormanlarından bahsediyorum.   Jules Verne

 

Orada canlı varlıklarla karşılaştığımızı düşün. Onlara, yeryüzünde olup bitenler konusunda acı bir fikir vermek, savaşın ne olduğunu öğretmek, en değerli vakitlerimizi birbirimizi boğazlamaya, çiğ çiğ yemeye, kolumuzu bacağımızı kırmaya harcadığımızı; üstelik de bu işi bir milyar iki yüz bin kişilik nüfusumuzla, yüz milyarı rahatça besleyebilecek bir dünya üstünde yaptığımızı göstermek ister miydin?   Jules Verne

 

Bu durum yeryüzünün kırk fersah altında yer alan bu okyanusun varlığını bir yere kadar açıklıyordu. Benim düşünceme göre bu sıvı kütlesi, okyanus sularının bazı çatlaklardan sızarak toplanmasıyla oluşmuştu ve Dünya’nın derinliklerinde zaman için yavaş yavaş yok olup gidecekti. Bununla birlikte, söz konusu çatlağın şimdi tıkanmış olduğunu kabul etmek gerekiyordu, yoksa tüm mağara, daha doğrusu uçsuz bucaksız hazne, çok kısa bir sürede suyla dolmuş olurdu. Büyük bir olasılıkla, yeraltı ateşleriyle karşı karşıya gelince, bu suyun bir bölümü buharlaşmıştı. Başımızın üzerinde asılı duran bulutları ve katı Yerküre’nin içinde fırtınalar çıkmasına neden olan elektriğin serbest kalışını açıklayabilecek tek durum buydu. Jules Verne

Yazıyı paylaş
Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?