Kemal Tahir Sözleri

Kemal Tahir Sözleri

Tam adı İsmail Kemalettin Demir olan Kemal Tahir 13 Mart 1910 İstanbul doğumludur. Türk Romanı deyine akla gelen en önemli isimdir. Babası, II. Abdülhamit’in yaverlerinden Yüzbaşı Tahir Bey; annesi, Osmanlı sarayında Abdülhamit’in kızı Naile Sultan’ın hizmetinde bulunan Nuriye Hanım’dır. Ailenin en büyük çocuğu idi.

İlk kitabı, Namık Kemal için Diyorlar ki adlı kitapçık oldu. Donanama Davası adıyla duyulan dava sonucu 12 yıllık cezaevi yaşamı oldu. Cezaevinden çıktıktan sonra Amerikalı yazar Mickey Spillane’den çevirdiği Mayk Hammer dizisi büyük ilgi gördü. Orijinal kitapların tamamını çevirdikten sonra Mayk Hammer’in Yeni Maceraları’nı yazmaya devam etti; böylece Kemal Tahir’in kaleminden dört yeni Mayk Hammer romanı ortaya çıktı. Kemal Tahir’in ilk önemli eseri olan 4 bölümlük Göl İnsanları uzun öyküsüdür. Sonrasında yazdığı bir köy romanı olan Sağırdere ile başlayan romancılığında onlarca esere imza atmıştır. En meşhur romanları Devlet Ana-Yorgun Savaşçı ve Kurt Kanunudur.

21 Nisan 1973’te geçirdiği bir kalp krizi sonucu İstanbul’da vefat etti. Cenazesi, Sahrayıcedit Mezarlığı’na defnedildi.

Ek olarak Namuscular, Karılar Koğuşu, Esir Şehrin İnsanları, Dam Ağası, Bir Mülkiyet Kalesi romanları ölümünden sonra yayımlanmıştır.

Yazarın kitapları Halit Refiğ, Metin Erksan, Atıf Yılmaz gibi yönetmenler tarafından sinemaya aktarılmıştr.

Hayatına kısaca değinmeye çalıştığımız bu büyük romancının eserlerinden yaptığımız alıntılardan bir demet hazırladık.

 

Vay kavanoz dipli dünya vay!

 

Toprakla boğuşmak yumuşatır adamı…

 

Kovulduğu yere gitmek ite mahsustur.

 

Daha çok simit yeriz Allah ömür verirse…

 

Bazısını şarapnel yıldırmaz da, sefalet yıldırır.

 

Kitap olmayınca aktan kara, eğriden doğru ayrılmaz.

Babalık, tarihin, derin etkilerini taşıyan bir ilintidir.

 

Azgın deliyi sopa, azmış halkı yoksulluk zapteder.

 

Dünya ölümlüdür. Neye çabalasan ölüme çabalarsın!

 

Görmek bile nispidir. Kaşınan yeri parmak, gözden iyi görür.

 

İnsanoğlu çiğ süt emmiştir. Kuzu gibi bakar ama yılan gibi sokar.

 

Ne demişler: Zengine güle güle giy, fakire nereden buldun?

 

Tarihten kaçmak, namustan, doğruluktan, bilgiden kaçmaktır.

 

Aldanmak ehemmiyetsiz bir cezadır. Aldatmak mühim bir azap.

 

İnsanoğlu tehlike karşısında kurtulamayacağını bilse de, önce kaçmayı dener.

 

Uykunun da bir çeşit kurtuluş sayıldığı zamanlara lanet olsun!

 

Niçin insanoğlu, kendi zaafını mutlaka başkasına mal etmek ister?

 

Düşünme, dayanma, hayal etme gücümüz ne kadarsa o kadar insanız.

 

Aslanın ölüsüne karşı söylenenler, dirisine karşı söylenemeyenlerdir.

 

Alçak insanlar yükseldikçe alçaklıkları da o ölçüde artıyor!

 

Doğruyu demek yiğitlikse ardından geleceklere dayanmak da yiğitliktir.

 

Her ölen insan, yaşayanların bir parçasını da beraber öldürmüş olur.

 

Güvenin fazlası iyi değil… Şımarıklık verir,hantallık hatta tembellik verir.

 

Sanatçının politika yapması, iyi sanat yapmasıyla mümkündür.

 

Milletler de, çocuklar gibi avutulmak istiyorlar… Hem de Dev masallarıyla…

 

Sanata en büyük sahtecilik, milli kalıplara yabancı özler doldurmakla olur.

 

Çürüdük hepimiz… Çürüdüğümüzün farkına varmadan çürüdük!

 

Dünyada senden başka bir şey kalmadı mı, sen de kalmamış oluyorsun!

 

Aklına gelenlerin hepsinden, Allahın izniyle, boyumuzun ölçüsünü almışızdır

 

Açlık için bir çok şeyler yazılmıştır. Galiba hepsini tok adamlar uydurmuş.

 

Yalnızlık,yere basmadan yürüyen bir ölüler ordusu gibi üstünden geçiyordu.

 

Yüreksiz yiğit çok yaşar, çünkü yiğidi yüreğinden tutup yüreğinden vururlar.

 

Mücadeleci hayattan şu sırrı anladım ki ben

Ölüm didinmelerin sûkûna inkilabıdır…

 

Akıllı adam, paranın kendisini sevmeyecek, kazanmasını, bir de tutmasını…

 

Yakından bilmeyince aldanırsın… Aldanmak istersen, bildiğini bilmezden gelirsin!

 

Eski zaferlerden çok bahsediliyorsa, artık yeni zafer ümitleri kalmamış demektir.

 

Salt ölümün çaresi yoktur bu dünyada… madem ki daha ölmedik, çabalayacağız.

 

Sevmek uyumaya benziyor. Uyurken nasıl müdafaasız oluyorsak, severken de öyleyiz.

 

Birinin sözü öbürünü tutmuyor, en güvenilir dostlar, dün söylediklerini bugün unutuyordu..

 

Sevdiğimiz insanın acı çekmesini seyretmek, ölüm acısından çok daha zor gelmiştir bana.

 

Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek, ayılara yem olmayı başından kabullenmek demektir.

 

Sorumluluktan kaçan bütün insanlar, doğruluktan, çok zor söz edecek kadar bencildirler…

 

…. Milletler de zaten , balıklar gibidiler…Başlarından tutuluyorlar. Yahut başlarından çürüyorlar…

 

Hangi memlekette, erkekler, kadın yardımını küçük görmüşlerse, o memleket mahvolmuştur.

 

Neden insanoğlu mezar toprağını acele örter? Ölümden korkar çünkü! Neden korkar? Korkuludur ölüm!

 

Nefis dediğin itten arsız, başıboş bıraktın mı, kuduz manda gibi boşanır da seni peşi sıra sürür götürür.

 

Dünyada hiçbir başka şey,bu yorgana sarılış kadar bir insanın kendi yalnızlığına sığınışını bu kesinlikte anlatamazdı.

 

Neyi niçin aradığını önceden bilemiyorsan, hiçbir yerde, hiçbir şeyi bulamazsın. Yanıldığının ispatını bile.

 

Orman ne demiş?

Şuncacık balta, benim hakkımdan gelemez ama, neyleyim ki sapı benden.

 

Yığını anlamak insanı anlamak değildir. İnsanı anlamayınca yığını anlıyorum sanmak, kendini aldatmaktır.

 

Kadın her zaman, aklıyla, namusuyla, merhametiyle, cesaretiyle güzeldir. Boyayla, ipekle, hele etiyle cilvesiyle değil…

 

Yiğitlik eskiden bir çetinse, şimdilerde on çetindir. Çünkü çöküntü çağındayız. At izi, it izine karışmıştır.

 

Maskaralık yaptığın sürece seni alkışlarlar, ciddi bir şey yaptığında kimse suratına bakmaz; yolunu ona göre seç.

 

Bir memlekette halkın kahraman anlayışı eşkıyadan yukarı çıkmamışsa ,o memlekette insanların çoğunluğu soyguna biraz yatkın demektir.

 

Şairlerini gerçekten seven, onlara gerçekten saygı duyan bir toplumun, hele bu toplumu idare eden, bu toplumda etkisi bulunduğu bilinen güçlerin ödevi, şairlerinin kusurlarına bakmamaktır.

 

Dünyada sormaktan başka ödevi var mıdır insanoğlunun? Hayır, yoktur. Çünkü bulmaktan başka ödevi yoktur. Bulamadığımızdan sorarız.

 

Yalan, dünyada en iğrendiği şeydi. En adi korkaklığın, en adi görünüşü… Kadına da, erkeğe de yaraşmayan bir ruh sefaleti…

 

Aslında halklarına baskı yapan idareler, isteseler bile halkçı olamamış pis idarelerdir. Halkçı olamamak soygunculuktan, bir de yeteneksizlikten gelir.

 

Atom gücü, süper devletleri, dünyanın efendisi yapacak yerde, kendi icat ettikleri zincirlerle kendi kollarını bağlayan avanak maymunlara çevirmiştir.

 

..Muharebede düşman karşıdadır. Üniformalıdır… Ama, hep ileriye bakmanın bir rahatlığı vardır. Oysa esir bir şehirde, dost kim, düşman kim, bilinmez!

 

Dağa taşa bakarsın, Allah’ın gücünü unutmazsın. Ormanların yeşili, dağların esintisi yüreğini temizler, ıssızda, canın çekse de kötülük edemezsin.

Kemal Tahir’in Kurt Kanunu adlı kitabının dizisinden bir sahne

Şimdiden okuma-yazma tehlikeli, şüpheli sayılmaya başladığına göre, herhalde böyle  yalınkat  böyle insanlıktan, şefkatten nasipsiz bir devir pek uzakta olmasa gerek.

 

Hayal kurmak, insanoğlunun, insan olarak yaşamaya başladı başlıyalı bulduklarından, bir bakıma en yücelticisi, en büyüğü, bir bakıma da en alçaltıcısı, en değersizi.

 

… Bizim millet acıya alışmış. Biz hepimiz bahtsızlığa o kadar alışmışız ki, sevinç anormal geliyor… Bizde yüksek sesle gülmek ayıpların başında sayılır. Hele çocuklar için…

 

Kimseye kitap tavsiye etmem. Eğer tavsiye ettiğim kitaba layıksa, onu araya araya kendisi bulur. Layık değilse hediye etsem okumaz, hatırım için okusa da anlamaz.

 

İnsanoğlunun dünyada başvurduğu en umutsuz, en aptalca iş sorumluluktan kaçmaya çabalamasıdır. Çünkü sorumluluktan kaçması, insanın kendine ve topluma karşı işleyebileceği en sefil suçtur.

 

Tasavvufa göre dünyada her şeyden önce güzellik vardı. İbadet bu güzelliğe tutkunluktur. Bu sebeple Türk’ün bağlanacağı inanç, Allah korkusundan değil, Allah sevgisinden gelir.

 

Derin derin iç çekti. .

Bir devletin gideri gelirini aştımı ,rezilliği Hızır peygamber gelse önleyemezmiş..

Rüşvetin ,soygunun ,töresizliğin,utanmazlığın kaynaģı budur

 

Gece gündüz okuyacağım derdim. Şimdi günler, geceler bomboş… Kitaplar yığınla… Birini uzanıp alamıyorum. Alsam açamıyorum. Açsam yarım sayfada bunalıyorum. Dışarıya kulak verip dalıyorum. Sessizlik damarlarımı donduruyor.

 

‘Orospunun dişisi, erkeği olmaz.

Orospuluk huydur. Söz verip tutmamak, borcunu inkar etmek, birini casuslamak, arkadan adam vurmak, kendinden zayıfı ezmek, hatta korkmak bile yerine göre orospuluktur.”

 

Sevmek te, sevilmek gibi yalnız bir insanın arzusuna bağlı değil ki… Birisinin kendisine aşık olması kadının nasıl elinde değilse, kendisini sahiden seveni sevememek te öylece elinde değildir. Elinde olmamak lazım gelir… Seven adam bunun çaresini bulacaktır.

 

Fareye demişler ki… Şu delikten çık bu deliğe gir, sana bir tulum peynir vereceğiz.

Fare bakmış bakmış da olmaz demiş. Neden yahu! Sen deli misin? diye şaşmışlar. Yol yakın, navlun(ücret) çok. Bunda bir itoğlu itlik var demiş.

 

Sabredeceksin oğlum! Gücün yeterse affedeceksin. Kılıçla vuran kılıçla vurulacak, okla vuran okla denilmiştir. Allah’ın her şeye gücü yeter. Hiçbir kötü kurtulamaz. Kitapları okuyanlardansın. Kitapları okuyanların ödevi bela karşısında sabretmektir.

 

Kaz için aptal deriz. Oysa hayvanların içinde ondan daha zekisi, uyanığı, hatta sevimlisi bulunmaz. Bir kere temizdir. Kuş cinsinden olduğu halde, insana kuvvetli görünür. Yani, merhamet duyurmaz. Bu kuvvetli görünüşte, yırtıcı kuşların, yürek ürperten korkunçluğu da yoktur. Tıpkı, bizim gibi canım… Kalabalık yaşamayı sever. Erkekleri çok evlenme taraflısıdır. Kadınları eski harem töresince birbirlerini pek kıskanmadan, kadın kadıncık yaşarlar. Erkek kaz hem kabadayı, hem kıskanç olur. Çoğu zaman onuru uğruna ölesiye dövüşür. Dövüş sırasında, hanımları ona bir ağızdan bağırarak gayret verirler. Fakat bu da biz insanlarda olduğu gibi, yenmek şartına bağlıdır. Bizim dişiler gibi kaz hanımlar da, kavgada yenileni pek sevmezler. Galibin arkasına takıldıkları çok olur.

 

— Derken Hazreti Ömer vaaza başlamış… Bir an durdu. Kâmil Bey’e döndü: Meselenin baş tarafını duymadınız. Bir gaza neticesinde, ganimetten bütün Müslümanlara birer entarilik düşmüş. Ertesi gün cuma. Hazreti Ömer halife olduğundan hutbeden sonra vaaza başlamış. Dinden, dinayetten, Allah’ın emrinden anlatırken bedevinin biri ayağa kalkmış. Ya Ömer! diye bağırmış, Senin bütün sözlerin vallah yalandır.  Camidekiler öleyazmışlar. Boru değil, Allah’ın kitabı inkâr ediliyor. Hem de kimin ağzından? Hazreti Ömer’in ağzından… Mübarek, hiç telaşlanmadan: Niçin? diye sormuş. Çünkü sen hırsızsın. Hırsız olduğundan sözlerin de yalandır, Benim hırsız olduğumu sen nereden biliyorsun?, Şundan biliyorum ki, ganimetten hepimize birer entarilik düştü. Bana düşeni eve götürdüm, ölçüp biçtik. Eteği diz kapaklarıma ancak yetişen bir entari çıktı. Oysa sen benden en aşağı bir karış daha boylusun. Topuklarına kadar inen bir entari yaptırmışsın.  Hazreti Ömer gülmüş: Sana oğlum cevap versin! demiş. Ön sırada oturan oğlu ayağa kalkmış. Evet,  demiş, babama düşen paydan entari çıkmadı da, ben kendiminkini ona verdim.

İmam susarak, hikâyesinin etkisini araştırdı. Dinleyenler, bir ağızdan beğeniyle inlediler.

İmam Mümin Hoca, elini kaldırdı:

— İslam böyle emirlerin yüzü suyu hürmetine cihanın her tarafında dal budak saldı. Şimdi biz İslam mıyız? Hâşâ! Biz İslam’ın eli kiriyiz! Başımıza gelenler de hep bundan…

(Esir Şehrin İnsanları, Kemal Tahir)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?