Leyla ile Mecnun Sözleri

Leyla ile Mecnun Sözleri

Bir zamanların absürt komedi dizisi Leyla ile Mecnun oynadığı zamanlardan bugüna hala akıllardadır. Senaristliğini Burak Aksak’ın yönetmenliğini ise Onur Ünlü’nün yaptığı dizi kaliteli esprileri ve göndermeleri ile tutulmuş ve bitmesi hayranlarını üzmüştür. Senarist Burak Aksak diziden sonra Leyla ile Mecnun adı ile kitap yayımlamıştır. Bu yazımızda Trt’de oynayan diziden replikler ve Burak Aksak’ın kitabından yaptığımız alıntılardan bir derleme oluşturduk…

Bu derlemeyi ne kadar geniş tutarsak tutalım diziyi tam yansıtamayız. kaldı ki buradaki replikleri yazıdan daha çok oyuncularımın enfes oyunculuğu sayesinde hafızamıza kazıdık. Hem senaryo hem de oyunculuk kaliteli olunca ortaya güzel bir eser çıktı.

Bu diziye emeği geçen her bir kişiye teşekkür ederiz….

REPLİKLERDEN…

Aşk olsun ben öyle bi insan mıyım?

 

Tuttuğun takım küme düşsün Erdal abi.

 

Senin kulağından çıkanı ağzın duyuyor mu?

 

“Limanları yakın, gelen yok bari giden olmasın.”

 

Damın aksında altına koycak kova bulama Erdal.

 

Çocuğu olmayanların şükretme sebebisin Mecnun.

 

Hayallerin ne kadar büyükse, hayal kırıklığın da o kadar gürültülü olur.

 

Adamlar bana çay verdi çay! Çay veren adam hiç kötü olur mu?Aklın mantığın kesiyor mu?

 

Yemin ediyorum başım ağrıdı. yeminlen kafamda Fadime’nin düğünü var.

 

Mecnun: Baba gelmişken isteyelim bu kız çok güzel.

İskender: Anan da güzeldi bak n’oldu şimdi!

 

“Şimdi o gidiyor ya, ikiden bir çıkınca ne kalır geriye? Bir kalır değil mi? Öyle değilmiş işte. Yarım kalıyormuşsun…”

 

Bazen dil gönlün hissettiklerini kelimelere dökemez. Eğer sevdiğinin yanındaysan konuşmak zaten gürültüden başka bir şey değildir.

 

 Leyla, gözlerin o kadar yeşil ki;

Öpsem gözlerinden, dudaklarımda bir orman filizlenir.

Ne olursa olsun yalnız olmadığını bilmek ister insan. Üzerinde durduğu ayakları ne kadar güçlü olursa olsun, birinin elinden tutmasını ister.

 

Peki dünyada vampirlik son buldu diyebilir miyiz ?

Hala kanla beslenen ülkeler olduğu sürece bunu söylemek pek mümkün olmasa gerek.

 

Kafam olmuş bir dünya

Kendi etrafımda dönüp duruyorum.

 

+Banka soyduk hapse atmadılar.

Daha büyük bir suç işlememiz lazım

– Kitap yazalım

 

Biri geliyor hayatına. Diyorsun ki bundan sonra yalnızlık yok. İki kişiyiz, her şey iki kişilik. Sonra çekip gidiyor…

Angut kuşu sevdiği olmadan yaşayamaz…

İnsan öyle değil mesela Gülümsemesini takar yüzüne yaşamaya devam eder.Kahkahası bol olan İnsanların yüzlerini iyi bakın onların gözleri mezar taşı gibidir…

Leyla: Bi de, açık öğretimde sosyoloji okuyorum.

Mecnun: Açık mı öğretimde okuyorsun? Gerçekten mi? E biz aynı okulda okuyormuşuz meğer? Ben hiç görmedim seni ama okurken? Bi insan sosyoloji niye okur ya?

Leyla: Hayata dair bir şeyler araştırmayı seviyorum. Sen niye işletme okuyorsun?

Mecnun: İşletmeye dair şeyler araştırmayı seviyorum… Askerlik işte, açık öğretim işletme niye okunur ki.

 

Beni neden sevmedin? niye yetmedi seni bu kadar sevmem? Senle uyanıp, senle uyuyakaldığım için mi? Hayallerim, hatıralarım, rüyalarım sen dolu olduğu için mi? Sen üzülsen en çok canı yanacak olan kişi ben olduğum için mi? Sensiz eksik hissettiğim için mi? En ihtiyacım olan kişi olduğun için mi? Senin en ihtiyaç duyduğun insan olmak istediğim için mi? Söylesene neden sevmedin beni ? (Yavuz Hırsız)

 

Yalnızlık Nedir bilir misin ?

Yalnızlık, gece ayazında sabaha kadar beklemek gibidir,

Isınmak için güneşin doğmasını beklersin, ama o güneş hiçbir zaman doğmaz..

Yalnızlık, bulmadığın sevgiyi başka yerlerde aramak gibidir, Ne yaparsan yap onu bulamayacağını bilirsin,ama yine de denemekten vazgeçmezsin.. Onun boşluğunu hep başka şeylerle doldurmaya çalışırsın..

Yalnızlık, aynı havayı soluyup tabi türlü yan yana olamamak gibidir, Aldığın her nefeste onun kokusunu duymak istersin,ama yapamazsın.. Aldığın her nefes ciğerini acıtmaya başlar..

Yalnızlık dediğin eski bir sandalyenin gıcırdamasıdır yalnızlık.. (İskender)

 

Leyla: Ben de size şunu hazırlamıştım, şunu takdim edeyim faturayı.

Mecnun: Fatura mı? Ha yok biz kullanmıyoruz ki fatura, napıcaz faturayı.

Leyla: Bunu bi alın, belki bunu kullanırsınız.

Mecnun: O neyin faturasıymış ki?

Leyla: Bu, o bi önceki gecenin, mahvettiğiniz gecenin faturası bu.

Mecnun: Ha 32 lira diyor ya. İsmail abi sende bi 20 lira var mı ya? Bu yediğimiz şeylerin faturası mı 32 lira tuttu?

İsmail Abi: Bişey dicem şey, kartla ödeyebiliyoz mu pos makinesiyle? Pos makinesi varsa posla çekelim şuan için hiç nakit taşıyan bir insan değilim.

Mecnun: Tost makinesi mi? Şey yapalım o zaman bi ATM varsa yakınlarda çekelim gelelim… Bi dakika abi.. 32.400 lira mı diyor? Eski parayla 32 milyar mı? Yuh, 32.400 ne yedin abi ya?

İsmail Abi: 6 adet davet çadırı yemişim, müzik sistemi yemişim ben mi yedim bunların hepsini?

KİTAPTAN ALINTILAR

Bu hayatta bir gerçek var ki, herkes hata yapar.

 

“Bu dünyada herkesin bir yükü var. Benimki de hayallerim.”

Büyüdükçe gökyüzüne bakmayı da bırakıyor insan.

 

Küçük şeyleri kafasına takan insanlar için hayat çok daha zor.

 

Gemiyi beklemek insana acı vermez. Gemi geldiğinde limanda olmamak acı verir.

 

Ayağıma gelen her fırsatı itinayla teperim. Gelişine vururum ama, öyle böyle değil.

 

“Ve inan bana son diye bir şey yoktur. Sadece başlangıç vardır. Her son başka bir başlangıcı doğurur.”

 

Kireçburnu’ndaki vahşi doğanın bir kanunu vardır: Erdal abinin canını ala bilirsiniz ama parasını asla!

 

Gerçek bir vasatlığı sahte bir mükemmelliğe tercih ederim. Bir şeyin sevilmesi için kusursuz olması gerekmez.

 

“İsmail abi!”

“Hooop!”

“Beklemekten vazgeçme sakın. O gemi bir gün gelecek.”

 

“Erdaaaal Erdaaaal! İzlediğin dizi 150 dakkaya çıksın da gecenin bi’ vakitlerine kadar başından kalkama e mi Erdal!”

 

“Kalabalıklar bazı güzellikleri görmenize engel olurlar.

Ya da bazı güzellikler yalnızca kalabalıklar çekildiği zaman ortaya çıkar.”

 

” İnsanın evi her şeyi ya. Sokağa girince sanki annem saçlarımı okşuyormuş gibi huzurlu hissettim kendimi.”

 

O Gemi Bir Gün Gelecek…

“Belki başka bi’ zaman, başka bi’ yerde. Sonuçta yarım kalan her şey tamamlanmaya muhtaçtır.”

 

Nasıl sakin olabilirim Leyla?İnsan sevdiğinin gözlerine bakıp da gidiyorum der mi ya?İnsanlık suçu bu.Niye gidiyorsunuz ki hem?

 

Kendi çölünde kaybolan bir Mecnun değil, kendisi çöl olan bir Mecnun oldum. Şimdi Leylâ bir rüzgâr esintisi.Bense çölde bir kum tanesiyim.

 

İnsan en büyük hatayı zaman konusunda yapıyo. Zamanın sahibi sanıyo kendini. Nasılsa yaparım, daha zamanım var diyo her seferinde. Oysa zaman akıp gidiyo ellerinden.

 

Belli ki âşık olmuşsun evlat.Çaresiz âşıkların son durağıdır burası.Sevdiğine kavuşursan meşk,kavuşamazsan âşk olur.Kavuşamayan âşıklar bu çölde ararlar sevdiğini…”

 

“Al işte, konuştuğun lafa bak. O ağzından çıkan lafın ayro dinamiğiyle kulağının gravitisinin hiç aynı olmadığının farkına varabildiğini ben görmedim daha.”

 

Hayat zor, hayat acımasız. Ben de isterdim geçmişimden koşar adım kaçıp yepyeni başlangıçlara doğru yelken açmayı. Ama ayağımda annemin terlikleriyle en fazla bakkala kadar gelebildim.

 

“Sık gelir misiniz buraya?”

“Evet. Her gün gelirim. Aynı banka oturur, dinlerim.”

“Neyi ?”

“Bazen kafamı. Bazen denizi, martıları. Bazen de Neşet Ertaş’ı..”

 

“Nerdesin oğlum sen? Her sabah geç kalıyosun sofraya. Yumurta soğuyo.”

“Hangi yumurta baba?”

“Soğumasın diye yedim işte.”

“Afiyet olsun babacım.”

 

Yıllardır anlatmaya çalıştıkları altın oran senmişsin meğer Leyla. Tüm karmaşık formüllerin kısaltması, tüm işlemlerin sağlaması ve tüm hipotezlerin kanıtısın sen Leyla.

 

Meğer ömrüm boyunca eksikliğini hissettiğim şey senmişsin be Leyla. Hoş geldin Leyla. Yüreğim biraz tozludur kusura bakma. Bugüne kadar kimse girmedi içeri ne yapsın garip?

 

Arkasından birkaç kez bilahare dedim. Söylenişi çok güzeldi. Yemek sipariş ettiğinde gelen kolonyalı mendil, plastik çatal kaşık ve kürdanın olduğu paketi mutfak çekmecesine koyar gibi “ben bunu kullanırım ki” diyerek attım hafızaya bilahare kelimesini.

 

Babana bile guvenmeyeceksin dedikleri bu devirde ben tuttum başkasının babasına güvendim.Zaten insan dediğin her kazıktan sonra”Yok abi bundan sonra kimseye güvenmem ben”deyip de her seferinde kazık yemeye devam eden bir canlı türüdür.

 

“Baba elini omzuma attın, gözleri kıstın, sesi de boğuklaştırdın, belli ki duygusal bi baba-oğul konuşması yapma teşebbüsündesin. Ama inan hiç yeri değil şu an. Dört adam tuvaletteyiz ve Erdal abi hâlâ işiyo. Yuh artık ama Erdal abi.

 

-“Senin o ağzından çıkan lafa kulağın hiç mi hayret etmiyo? Ben kulak olsam utanırım açıkçası. Benim dedem Istanbul’u fetheden…”

+”Yuh! Fatih Sultan Mehmet mi senin deden Ismail?”

-“Yok. Ama İstanbul ‘u fetheden ekipte yer almış bir insan kendisi. Sayılır yani.”

 

“Bırak İskender bırak, gider ben alırım ekmeği. Varsın konu komşu ayıplasın, koca oğlan evde yatarken anası ekmek almaya gidiyo desinler. Hiç utanmamış anasını göndermiş bakkala bu nasıl delikanlı derler ona da. Yapmadığım şey mi sanki? Geçiririm hırkamı sırtıma giderim tın tın diye..”

 

Gitmedim. Arkadaki arabanın yanına çömeldim. Gözyaşlarımı gör istemedim çünkü. 98 model bi Renault Clio’nun egzoz borusuna dayanıp ağlamanın ne demek olduğunu da yaşamayan bilmez. Yine hevesimi ağzıma sokup kursağıma kadar ittirdiler. Yine yıldızlar kaydı ve benim hiçbir dileğim gerçek olmadı.

 

İlk görüşte aşk dedikleri böyle bir şey demek ki. Göğsümden bir parça söküldü, karnımda kelebekler

uçuştu, içim alev aldı, bacaklarım uyuştu. Hissizleştim. Belden aşağımda bir sıcaklık, tenimde bir ıslaklık. Aşk dedikleri. ..

“Oğlum, n’aptın sen altına mı işedin?”

Altıma mı işedim?. Ulan aşk maşk derken koyvermişim resmen.

“Yuh! Koskoca adam olacak bi’ de ha. Görüyo musun Nurten? Mecnun altına işemiş.”

 

“Senin yapacağın plana çöğdüriyim ben.”

“Niçin ya?”

“Dört adam el ele halay çekerek napmaya çalışıyoruz oğlum? Amacı ne bu planın?”

“Sen iyisin yine İskender. Halay başısın sen. Ben n’apıyım kaldım ortada. Ben geçiyim mi başa?”

“Erdaaaaal Erdaaa! Bu Nurten seni nasıl boşamıyo ona şaşıyorum ben Erdal! Halay arkadaşı olarak bile çekilmiyorsun hayat arkadaşı olarak iyi dayanıyo o kadın sana.”

“Şşş sessiz olun.”

“Herkes bize bakıyo Mecnun.”

“Böyle böyle çıkıcaz kapıdan dayanın az kaldı.”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?