Necip Fazıl Kısakürek Sözleri

Necip Fazıl Kısakürek Sözleri

Yazıyı paylaş

Tam adı Ahmet Necip Fazıl Kısakürek olan, Türk şâir, yazar ve düşünür.  24 yaşında yazdığı Kaldırımlar şiiri ile adı duyulmaya başlanmıştır. Necip Fazıl’ın ilk tiyatro eseri Tohum 1935’te yayımlanır ve Muhsin Ertuğrul tarafından sahneye konur.

Büyük Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in yazı ve şiirlerinden alıntılanan bazı sözlerinden bir demet sunuyoruz.

 

Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım!

 

Konuşsam dilim yanar, sussam kalbim…

 

Armut deyip geçmeyin, onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur.

 

Aldığımız nefesi bile geri veriyorsak, hiçbir şey bizim değil.

 

Ateşin yakamayacağı tek şey, Aşk!

 

Benim istediğimi Allah istemiyorsa, konu kapanmıştır.

 

Bir bekleyenin olmalı. Sen kendinden vazgeçsen de senden vazgeçmeyen…

 

İdrakin aczini idrakten büyük idrak yoktur.

 

Dünya güzel olsaydı, doğarken ağlamazdık… Yaşarken temiz kalsaydık ölünce yıkanmazdık.

Allah var fakat bizim ondan, yalnız sorulduğu zaman haberimiz var!

 

Hava kirliliğinden değil, hayâ kirliliğinden nefes alamıyoruz.

 

Davası olmayan fikir işsizi, sadece dedikodu yapar.

 

Güzele bakmak değil, güzel bakmak sevaptır.

 

Ne gelirse başımıza Hak’tandır; fakat geliş sebebi, Hak’tan ayrılmaktandır.

 

Sen çok sev de bırakıp giden yar utansın.

 

Ayağın taşa takıldığında, “Allah kahretsin!” bile deme, dua et ki; taşa takılan bir ayağın var.

 

İslam’ın kılıcı bizzat merhamettir.

 

Sermayem tek kelime, ALLAH azze ve celle.

 

Kader, beyaz kağıda sütle yazılmış yazı, Elindeyse, beyazdan gel de sıyır beyazı…

Sevdiğini belli et. Gizlemek başkalarına fırsat vermektir.

 

İnsan sevme hissini israf etmemeli, kim ne kadar sevilmeye layıksa, onu o kadar sevmeli.

 

Sokak lambası gibi olma ey yar! Kime yandığın belli olsun.

 

Kadın; Hıristiyanlıkta yol kesici bir engel, İslam’da ise yol açıcı bir kanattır.

 

Yanında olduğum zaman değerimi bilmezsen; değerimi bildiğin gün, beni yanında bulamazsın.

 

Önüne gelenle değil, seninle ölüme gidenle beraber ol.

 

Biz; ayakları şişene kadar namaz kılan peygamberin, gözleri şişene kadar uyuyan ümmetiyiz

 

Ölüm güzel şey budur perde ardından haber Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?

 

Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var; oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!

 

Gözyaşı, suçun rengini soldurmaz.

 

Sonunda, “Eyvah!” diyeceğin şeye, başında, “Eyvallah!” deme. Pişman ol, fakat pişman ölme!

 

Kızgınlık gürültülüdür, kırgınlık sessiz.

 

Güneş karşısında ancak kamer vücut bulabilir; başka bir güneş değil…

 

Çok sıkıldıysan hayattan, bir mezarlığa git. Ölüler iyi bilir; yaşamak güzeldir.

 

Hayatı müsvedde yaşamayın. Temize çekmeye vaktiniz olmayabilir.

 

Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar, Ne de şeytan bir günahı, Seni beklediğim kadar.

 

Eğer tadını bilirseniz ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir.

 

Küçük parçalara hor bakmayın, onlar bütünden habercidir.

 

Basit kişiler hep ilgi görür. Kaliteli kişiler hep yalnızdır. Ucuz malın alıcısı çoktur.

Siz hiçbir sarrafın bağırdığını duydunuz mu? Kıymetli malı olanlar bağırmaz.

 

İnsanları tanıdıkça, seveceksin yalnızlığı.

 

Gökler dolusu sustum ve gök gürültüleriyle doldum.

 

Tereddüt edersen bacakların seni taşımaz. “Yürüyeceğim!” de. Bas ve yürü.

 

Her ağızda her telde fanilik dırıltısı, Sonunda tek bir şarkı, tabutun gıcırtısı.

 

Aydınlık yolu herkes bulur, mesele karanlık yolda ışık aramak.

 

Zaten bütün dünya, başı dönen milyonlarla başı dönmeyen birkaç kişiden ibaret.

 

Aşkın kanatlarını saymaya sayılar yetmez. O kanatlarla uçulmayacak, çıkılmayacak makam ve derece mi var?

İnsanı olgunlaştıran, yaşı değil, yaşadıklarıdır.

 

Yalnızım diye üzülmüyorum… Çünkü biliyorum, yalnız insanın ihanet edeni de olmaz…

 

Memleketler parasızlıktan değil, ahlaksızlıktan çökerler.

 

Edep, hududu muhafaza etmektir. En büyük edep, ilahi hududu muhafaza.

 

Hayatımızın yarısını uyuyarak geçiriyoruz, diğer yarısını da uyutularak.

 

Bizler açlıktan karnına taş bağlayan peygamberin, doymak bilmeyen ümmetiyiz.

 

Bir sigara kâğıdı kadar yaşayamıyoruz. Kefenimizden evvel çürüyoruz.

 

Kendinden kurtul ve ol! Olmak, işte bütün mesele…

 

Biz dünyada kimsenin bulamadığı huzuru arayacak değiliz. Kalkar, abdest alır, huzurda eğiliriz.

Bilerek bilmeyerek Allah’a doğru yol almak vardır, varmak yoktur. Varabildiğimiz hiçbir şey, hiçbir ufuk Allah değildir. Allah, sonsuzluktur.

 

Gençliğine doyamadan gitti, derler. Doymak mümkün mü ki, doyup da gitsin. Doymak burada değil. Burası acıkmanın yeri…

 

Susmak, “Ya Sabır!” diyebilmektir. Öyle bir duadır ki, yürekte çınlar.

 

Gerçek hayat, burada olmayandır; var olup burada olmayan…

 

Allah, ıstırabını çektirmediği şeyin, nimetini vermez.

 

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal, hamallık ki sonunda ne rütbe var ne de mal.

 

Kurban olduğum Allah’a bile günde beş vakit ulaşabiliyorken, kendini ulaşılmaz sananlara selam olsun!

 

Allah’ın sevdiği cihad, zalim Emire söylenen Hakk kelimesi…

 

Tek dava O’nu bulmakta, bulduracak olanı bulmaktaydı.

 

Kâfire karşı dimdik, Allah’a karşı Vav gibi eğilirim!

 

İnsanlar ikiye ayrılır: vaktini beşe ayıranlar, vaktini boşa ayıranlar.

 

Anladım işi; Sanat  ALLAH’I aramakmış, Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış.

 

Sen oku, dedi; her şeyden evvel oku! Ama okumaya başlamadan evvel bil, ne okuyacağını bil!

 

Mekke, Kâbe’nin etrafında bir fanus… Kâbe, Mekke’nin içinde bir nur… Mekke bir şehir, Kâbe bir sır…

 

İnsanın sevdiğini kaybetmesi, dişini kaybetmesi kadar ilginçtir. Acısını o an yaşar, yokluğunu ömür boyu.

 

Ne mutlu o kimseye ki, O’na iman eder; O da kendisine hidayet…

 

Allah’a malik olan neden mahrumdur? Allah’tan mahrum olan neye maliktir?

 

Allah, de ve sus! Başka hiçbir şey söylemeye değmez.

 

Beni kimsecikler okşamaz madem, Öp beni alnımdan, sen öp seccadem.

 

Yalnızca Allah’a inanın, gerisi inanılacak gibi değil.

 

Kökünü beğenmeyen dal ve dalını beğenmeyen meyve olgunlaşmadan çürür.

 

Gerçek keramet, kerametin gizlenmesidir.

 

İhya etmek için ne kadar ilim lazımsa, İmha için de o kadar cehalet kafidir.

 

Camiye dikey olarak gel! Yatay olarak zaten geleceksin.

 

Bazı insanlar alçak gönüllüdür, bazıları da alçak olmaya gönüllüdür.

 

İki çeşit insan vardır: zaman geçtikçe hatalarıyla yüzleşen, zaman geçtikçe yüzsüzleşen.

 

Ben geçmişimi dürdüm, büktüm, çöpe attım. Çöpü karıştırmak köpeklerin işidir.

 

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

 

Sakın ola köprüyü geçene kadar dahi olsa, ayıya dayı deme! Olur ya, tam yarı yolda köprü yıkılıverir… Öteki tarafa ayının yeğeni olarak gidersin.

 

İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan kork!

 

Öyle bir devim ki, hakikatte pireyim, Bir delik gösterin de utancımdan gireyim.

 

Yola çıktıklarını, yolda bulduklarına değişirsen; hem yolunu kaybedersin, hem dostunu.

 

Kendini dünyalar değerli sananlara kısa bir not: Dünya beş para etmiyor.

 

Öyle insanlar vardır ki, lağıma düşseler, lağımı kirletirler.

 

Bir bölünmez ki, insan, onu zaman bölüyor; İnsan her an dirilip, her saniye ölüyor…

 

Ya Allah’a baş eğer hiç kimseye eğmezsin, ya da herkese baş eğer hiçbir şeye değmezsin.

 

İnsan ne aptaldır! Mucize içindeyken mucize bekler!

 

Aslında yaprak sıkılmıştı ağaçtan. Bahaneydi sonbahar.

 

Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.

 

Bu yük senden Allahım, çekeceğim, naçarım! Senden sana sığınırım, senden sana kaçarım…

 

Tövbe kapısı açık dediysek, yeni günahlara koşman mı gerek?

 

Elin oğlu okur atomu böler… Bizimkiler okur, milleti böler.

 

Kula kulluk etme! Unutma ki, sen de kulsun. Ve kimseye gerektiğinden fazla önem verme’ Yoksa unutulursun…

 

Her kahkahanda Allah’a teşekkür etmiyorsan, neden her ağladığında o’na kızıyorsun?

 

 

Ağaçtan düşen yaprak nasıl kurumaya mahkûmsa, gönülden düşen insan da unutulmaya mahkûmdur.

 

Evdeki hesabımız bile çarşıya uymuyorken, ahiret hesabımızın vay haline!

 

Dinde zorlama yoktur, insan özgürdür elbette! İsteyen bu dünyada pişer, isteyen ahirette!

 

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir; Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

 

Gafil halk, kesik ve bitkin, bir laf eder: Yarın olsa da bir iş işlesem… Bilmez ki, bugün dünün yarınıdır. Bugün ne işlemiştir ki, yarın bir şey işleyebilsin?

 

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar, Onu ‘İstanbul’ diye toprağa kondurmuşlar.

Not: Şiir yorumlayan Muhammet Yolcu Beye teşekkür ederiz. Kanalına bakmak için TIKLAYINIZ

 

Duayı kabul eden, dilekleri veren, vermeyi murad edince el açtıran, ancak sevdiği kuluna dua ettiren, sevmediklerinin elini ve dilini bağlayan ve kendisine yönelmekten alıkoyan Allah’ım! Bizi affet!

 

 

Hürriyet, kendisine aykırı hürriyetleri kabul etmedikçe, Hürriyet olamaz.

 

Kafası, ruhu, bilgisi, ahlakı, disiplini, iradesi olmayan ordu, tepelemeye değil, tepelenmeye memurdur. Bu iş için de bir avuç çöl faresi yeter.

 

Akıldan büyük nimet, zekâdan ağır yük tanımıyorum.

 

Ey gönül, gidenden ümidini kes! Kaçan bir hayale benziyor herkes, Sanki kulağıma gaipten bir ses, Buluşmalar kaldı mahşere diyor.

 

Benimki benim, seninki de senin! Bu şeriattır… Seninki senin, benimki de senin!  Bu tarikattır. Ne benimki benim ne de seninki senin her şey Allah’ın! Bu da hakikattir!

 

Talebe ne demektir? Talep etmekten, istemekten gelir bu isim… Talep etmek de bir ilimdir, bir ilk ilim… İlim isteyebilmek için de bir ilk ilim ister. Muallim de böyledir; bir taraftan öğretirken, bir taraftan da talebesi ona öğretir.

 

Çilesi çekilmeyen şeyin aşkı olmaz. Aşk olmayınca, çile olmaz. Çile olmayınca ibda, meydana getirme cehdi olmaz, şevk olmaz, hiçbir şey olmaz, olmaz.

 

Kalplerinizi değiştirin. Size hakikat gibi görünen şeylerin hemen değiştiğini görürsünüz. Kalp değişir miymiş istenince? Dünyanın en sert ve en yumuşak madeni, kalp. Ateşini bulsun, hemen değişir.

 

Bazıları, “Ben Allah’ı severim, O’ndan korkmam!” der. Bilmez ki, korku, sevginin ta merkezine yerleştirilmiştir. Sevgi korkunçtur. Dağın tepesini seven, uçurumdan nasıl korkmaz?

 

Nefs, ne bendir, benliktir; ne zattır, şudur, budur; kalb hakikati içinde, ruhun mukabil kutbunu gösteren ayrı ve bambaşka bir mevcuttur. Her insanda bu mevcut, daima gizli ve bazen aşikâr bir Allah düşmanı. Allah düşmanı yola getirilmedikçe, Allah’a yol açılmaz.

 

Büyük tefekkür planında ve büyük içtimai sistemde milletçe zayıf olduğumuzu söylememiz lazım. Büyük çapı bulamıyoruz. Mesela, İslamî ölçülerin tam hakim olduğu devirde bile, bizde bir İmam-ı Gazali, Muhyiddin-i Arabi, bir İmam-ı Rabbani yetişmemiştir.

 

Asırlardır zindandayız! Neyin, hangi halin zindanıdır bu? Bir türlü hakikate ulaşamamanın, olamamanın, dünyanın en şaşalı oluşundan sonra, o oluşun aşkını kaybetmenin, birtakım hayallere kapılmanın, yapamamanın, edememenin, erişememenin, üstelik erişmekten alıkonulmanın muazzam zindanı…

 

Üstad’a sormuşlar, “Kırılan kalp yine sever mi?” Üstad, “Evet.” demiş. Yine sormuşlar, “Üstadım, siz hiç kırılan bardaktan su içtiniz mi?” Üstad yine cevap vermiş, “Peki, sen bardak kırıldı diye su içmekten vazgeçtin mi?

 

Ya Rakîb! Ey isimleri arasında beni en çarpan ad olarak “Rakîb” ismini gördüğüm Allah… Neyi karıştırsam, neyi eşelesem altından “Rakîb” ismin çıkıyor. Elimizi yakmaması için gaflet maşasıyla tuttuğumuz her şeyin üstünde ve altında sen, dibine vardırmak istediğimiz her hasretin içinde ve dışında sen varsın! Bir ismin de “Karîb”… Yakın… Yakın olan Sensin! Her şey uzak, her şey uzak…

 

 

Yazıyı paylaş
Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?