Nur Vergin Sözleri

Nur Vergin Sözleri


Nur Vergin, 1941’de İstanbul’da doğdu. Çocukluğunu ve gençliğini yurt dışında geçirdi. Paris-Sorbonne Üniversitesi’nde Sosyoloji öğretimini tamamladıktan sonra aynı üniversitede Sosyoloji Doktoru unvanını aldı. 1973′te Türkiye’ye dönüp İstanbul Üniversitesi’nde göreve başladı. Bilkent ve Marmara Üniversitelerinde de öğretim üyeliği yapan Nur Vergin, çeşitli uluslararası Sosyal Bilimler Derneklerine üye olan Vergin’in Industrialisation et Changement Social en Milieu Rural(1976), Siyaset Sosyolojisi (1980) ve Türkiye’ye Tanık Olmak(1998) başlıklı kitapları yayınlanmıştır.

19 Ocak Salı günü geçrdiği bir kalp krizi ile vefat eden Prof. Nur Vergin’in kitaplarından derlediğimiz alıntılardan bir derleme hazırladık…

  

Bilgi ve değerlerdir insanların kanaatlerini oluşturan ögeler.

 

…Özgürlüğün vekaleti olmaz diyen yeni bir yurttaş tipi karşımıza çıkıyor.

 

Bilgi, zihinsel ve bilimsel işlemlerin sonucuyken, değerlere hükmeden ise duygulardır.

 

”Geleceğini belirlemek iradesini gösteren insanların çoğalmasıyla toplum yeni bir yurttaş profili ile tanışıyor.”

Nur Vergin

Bir siyaset adamının ya da bir rejimin meşruluğu kendi beyanına ya da siyasal eylemlerinin yasallığına dayanmıyor.

 

Doğa bilimlerinden farklı olarak, sosyoloji kendi inceleme alanıyla bir özne-nesne ilişkisi içinde değil, özne-özne ilişkisinin içindedir.

 

Gün ”gibi”lerin, ”sanki”lerin günüdür. Neyin gerçek, neyin gerçeğin kopyası olduğunu tespit etmek de artık mümkün değildir.

 

Kurtarıcı ihtiyacının seslendirilmediği toplumlarda, peşlerinden koşacakları bir karizmatik şef ürettiklerine tanık olunmuyor.

 

Birlik olan ve örgütlenmiş yüz kişi kendi aralarında mutabık olmasını bilmeyen bin kişiye ya da on binlerce kişiye her zaman hakim olabilir.

 

Savaş, dış politika yenilgileri, ekonomik çöküntü gibi büyük krizler sırasında siyasal sistemin sahip olduğu desteklerin zayıfladığı ve/ ya da başka odaklara yöneldiği görülmüştür.

 

…sosyolojinin temelde her şeyden önce toplumsal değişimin bilimi olduğunu göz önünde bulundurmakta yarar vardır. Gerçekten de, değişim olmasaydı sosyolojinin de … toplum bilimi olarak gelişmesine gerek olmazdı.

 

Egemenliğin ulusa ve onun temsilcisi olan parlamentoya ait olması ilkesi ve anayasal güvencelerimiz, bazı koşullarda(ki,bu koşullarda işte, Schmitt’in sözünü ettiği istisnai durum koşullarıdır)aslında bir masaldan ibarettir.

 

Psikolojik bir süreç olan bu rasyonalizasyon sayesindedir ki, bilgiler çarpıtılabilmekte ve insanlar, gerçekte, inanmak istediklerine inanmakta, işlerine geleni ve değerlerine uygun olanı gerçekmiş ve gerçekliğe uyuyormuş gibi öne sürebilmektedirler.

 

Milli mücadeleden bu yana karizmatik bir nitelik taşıyan Mustafa Kemal Atatürk… Weber’in deyimiyle, karizması ”rutinleşmemiş” olan ve günümüz Türk toplumunun eğitim düzeyi en yüksek olan, sosyolojik göstergeler itibariyle en ussallaşmış kesimlerinin rehberi olmaya devam eden Atatürk.

 

İçinde yaşanılan çağ toplumlar için gerçekten de büyük yapısal transformasyonların meydana gelmekte olduğu, tarihsel bir dönemecin ya da miladın çağıdır. Bu itibarla, yeni oluşumları analiz edebilmek için yeni bir kavramsal çalışmanın yapılması ve yeni yaklaşımların geliştirilmesi gerekmektedir.

 

Başımıza gelenlere anlam verebilmenin tek yolu siyaseti anlamaktan geçiyor. Bizim neyi niçin yaptığımızı ya da yapamadığımızı anlatan, olanaklarımızın ve sınırlarımızın nedenini açıklayan, maruz kaldığımız olayları aydınlatan, arzularımızın ve beklentilerimizin önüne dikilen engelleyici mekanizmaları açığa çıkaran, başarılarımızın önünü açan yolları gösteren bilim dalı. Toplum ve siyasete karşı olduğu gibi siyaset sosyolojisine karşı da kayıtsız kalmayı tasavvur edemiyorum.


Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

1 Yorum

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?