Kandiliniz Mübarek Olsun

Orhan Kemal Sözleri

Orhan Kemal Sözleri

Bugün 15 Eylül…. Ünlü yazarlarımızdan Orhan Kemal’in doğum günü.

Usta yazar Orhan Kemal’in asıl adı Mehmet Reşat Öğütçü’dür. 1914 yılında Adana’da dünyaya geldi.Sosyal gerçekçi anlayışın Cumhuriyet dönemindeki en önemli sanatçılarından olan Orhan Kemal, gerçek yaşamıyla paralel olarak genellikle yoksul ve sıkıntılı insanların üzüntülerini, aşklarını, mücadelelerini anlatmıştır. Eserleri: Kkendi hayatını anlatan Baba Evi, Avare Yıllar, Murtaza, Grev, Cemile, Çukurova toprak ve çırçır işçilerini anlatan (Bereketli Topraklar Üzerinde, Vukuat Var, Hanımın Çiftliği, Eskici ve Oğullan, Kanlı Topraklar) ve İstanbul’un yoksul insanlarını anlatan (Suçlu, Devlet Kuşu, Sokakların Çocuğu, Gurbet Kuşları) olarak üç grup olarak sınıflandırabiliriz

Bugün bu yazarımızın eserlerinden alıntı yaparak bir demet hazırladık….

 

“Gönül kimi severse güzel o.”

 

Yüreğim gazel yaprağı gibi titriyor.

 

Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa!

 

Herkes ama herkes konuşuyor. Dinleyen yok.

 

“… bu zamanda sağ gözden sol göze fayda yok.”

 

– Yıllar kırık plaklarda kalmış çok eski türküler gibi geldi geçti.

 

“Ahlakı kalmamış bir milletin yaşadığını tarih kaydetmemiştir.”

 

– Güçlü bir hafıza, ağır bir cezadır. Ve işin kötüsü iyi anları nadiren, kötü anları sıklıkla hatırlatır.

 

Bir gün oturup çay içelim seninle..

Çaylar benden olur, manzara senden.

 

İnsanlığa, işleyen kafalar lazım, et kafalar değil. Onun için uğraşıyorum.

 

“İnsanın gâvuru, Müslümanı olmuyor arkadaş. İnsanın insanı, insan oluyor!”

 

“Sıcak, sinek, yağmur, çamur, ayaz… Hayat bu. Geçim derdi. Savaşmak lazım, savaşacağız!”

 

“Borç, borç, borç… O kadar oku, sonra gel, elifi mertek belleyen birine köle ol!”

 

“Biz cahil insanlarız, parti marti bilmeyiz pek. Bizimkisi ekmek partisi…”

 

Yoktur hiçbir Türk’ün ihtiyarı, genci! Bu millet gider harbe düğüne gider gibi! Var mı itirazın?

 

Bence asıl ölmek, istenilmeyen bir dünyada yaşamaktır.

Her yirmi dört saatte yirmi dört kere ölerek.

 

 

– “Mal, mülk, para, emlak… İstikbalimizin garantisi değil yavrum! Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, milyonerlerin bile geleceği garanti altında değil.”

 

– Ben gidiyorum, dedi. Koyarlar yerime belki de seni. Olma kula kul; öpme el ayak, kirlenmesin ağzın. Ya ver canını insan için, ya da etme kalabalık dünyamıza!

 

– “Yarım kilo kuru fasulye, iki yüz elli gram etle fokur fokur kaynamış kocaman bir kuru fasulye tenceresinin başında milyonerlerin çokluk bulamayacakları neşeli saatleri bulmak az mutluluk mu?”

 

“Gene de büyüklük taslamam ben olsam. Neden? Çünkü büyüklük Allah’a mahsus. İstediğin kadar büyük ol, geldiğin yer toprak, gideceğin yer gene toprak.”

 

“Az bulur az yeriz, çok bulur çok. Çok bulduğumuz yok ya, sözün gelişi… Ekmeğimizi tuza banıp yediğimiz çok olur. Lakin can sıkıntısı, keder, yüz eğrisi, tasa filan girmez kapımızdan içeri. Sokmayız ki girsin!”

 

– “Aliii!”

“Hı?”

“Pilav pişti oğlum.”

“Geliyorum ana”

“Soğan da ister misin?”

“Bak hele bak. Hastaya kar sorulur mu?”

 

 

”Çok kimse kendindeki kusurun farkındadır, fakat açığa vurmaktan çekinir. Kendindeki kusurları görebilmek bir özelliktir, bu kusurları söyleyebilmek ikinci özellik, hele kendisiyle alay edebilmek bir zekadır. ”

 

 

“… Beyefendi! Her yerde insanlar… Koşuyorlar, gidiyorlar, geliyorlar, tutuyorlar, koparıyorlar… Yığın yığın, vıcık vıcık, sürü sürü insanlar… Üzerinize atlıyor, lokmanızı ağzınızdan kapıyorlar beyefendi. Beyefendi, insanlar kurt gibi, kurtlar gibi saldırıyorlar beyefendi!”

 

 

 – İnsanlardan çok önce var olan bu topraklara dedesi, belki de dedesinin dedesi tırnaklarını geçirmişti ilkin. Kim ne zaman geçirirse geçirsin, bu topraklar onundu. Devlet, sık değişen hükümetlerse, o ve onun gibilerin topraklarına bekçilik, jandarmalık etmekten başka görevi olmayan şeylerdi.

 

 

 

“Değer mi? Bir kız için mahvolmaya değer mi evladım?

Değmez mi? Sevdiğin, yandığın bir kız için vurmak, vurulmak değmez mi usta?

Değmez Kemal. Çünkü dünyada, uğruna mahvolmaya değecek kadar büyük, şerefli başka tutkular var!”

 

 

“İnsanlara kızmamaya alışın !” demişti. ” İnsanlar kızılmaya değil, sevilmeye muhtaçtırlar. Hastasına kızmayan bir doktor olmaya çalışın. Ekmeğinizi alnınızın teriyle kazanın, kitaplar satın alın, bol bol kitap okuyun. Benim kim olduğumu öğrenip de ne yapacaksınız ? Bir insan işte…”

 

Annem, “Kim kiminnen, değirmenci suyuynan”, derdi. Sahidende öyle. Rivayet ederler ki Babil’de meşhur bir kule yapılırken yetmiş iki buçuk milletten işçi alınmış. Öyle bir zaman gelmiş ki kimse kimsenin dilinden anlamaz olmuş. Dünyamızın, insanların hali, Babil Kulesi’nin inşası sırasındaki Babil’in haline benzemiyor mu?

 

Bu türküde bir Avşar kilimindeki renklerin cümbüşü vardı. Bu türküde hasret vardı, bu türküde arzu, bu türküde aşk… Bu türkünün motifleri Hint’te, Çin’de, Kazablanka’da, New York’ta, Po Vadisi’nde, Güney Amerika bozkırlarında, Orta Anadolu’da da vardı. Bu türkü insanlığın hasretlerini, arzularını belirten nakışlarla işli bir türküydü.

 

Bir anekdot

Sait Faik & Orhan Kemal

Sait Faik, bambaşka bir hikaye tarzının ustası olmakla birlikte Orhan’ın beğendiği yazarların başında gelenlerdendi, diyebilirim. Sait’in, Orhan’ın hikaye tarzına aynı hayranlığı gösterdiği söylenemez. Buluttan nem kapan Sait Faik, Orhan Kemal’in muzip, şakacı, yaramaz çocuk tutumundan her zaman ürkerdi. Bu ürkeklik sebepsiz de değildi. Orhan’ın şakaları, zavallı Sait’in başına nice çoraplar örmüştü. Mark Twain Cemiyeti’ne üye seçilişini bile, Sait Faik’in burnundan getirmişti. Gitmiş, “Bu cemiyet bir acayip cemiyetmiş Sait” demiş. “Oraya özellikle şu çarpık vasıfları olanları toplarlarmış. Türk edebiyatında bu vasıfta bir seni bulmuşlar. Yoksa ne hikayelerinden, ne de edebiyatçılığından haberleri var.”

Sait Faik, bunu ilkin Orhan’ın kıskançlığına vermiş. Onu yanından kovmuş. Ama daha sonra, içine bir kurt düşmüş. Olur mu olur. O günden sonra kendini kim kutlayacak olsa “Orhan göndermiştir” sanıp, ana avrat küfredip, yanından kovuşu da bundanmış.

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

Yorumlara Kapalıdır