Sait Faik Abasıyanık Sözleri

Sait Faik Abasıyanık Sözleri

Sait Faik Abasıyanık ya da Sait Faik  Türk öykü, roman ve şiir yazarıdır. Türk hikâyeciliğinin önde gelen yazarlarından sayılan Abasıyanık, çağdaş hikâyeciliğe yaptığı katkılarla Türk edebiyatında bir dönüm noktası sayılır. Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir.

 Klasik öykü tekniğini yıkarak doğayı ve insanları basit, samimi, hem iyi hem kötü taraflarıyla oldukları gibi fakat şiirsel ve usta bir dille anlatmıştır. Çoğunlukla şehirli alt sınıfın hayatını yazan Abasıyanık, balıkçı, işsiz, kıraathane sahibi gibi karakterleri anlatır. İnsanların yaşama biçimlerini, isteklerini, tasalarını, korkularını ve sevinçlerini irdeleyerek, toplum meselelerinden çok “insanı ele alan sanatçılar” sınıfında yer alır.

 

Delikanlı adam mal düşünmez oğul.

Gitmeli, uzaklaşmalı, hiçbir şehirde durmamalı.

 

Gönül meselesiyle boğaz meselesi mühim şeylerdir.

 

İnsanoğlunun en büyük savaşı zalimliğe karşı açılmalı.

 

Bu koca şehir, ne kadar birbirine yabancı insanlarla dolu.

 

Sahiden iyi insanlar, kötüler hakkında laf söylemezlerdi.

 

Şu uyku insanın sevgilisi gibi bir şey, gelmeyince sinirlendiriyor.

 

Ölüm var arkadaş, ölüm. Şu köşkün sahibi de ölecek. Şu horoz da.

 

Bırakalım insanları istediklerini yapsınlar. Herkes kendi hikayesini yazacaktır

 

Ah bu insan yüzleri..! Her şeyimizi bağladığımız, durmadan yanıldığımız..

 

Ben böyleyim işte. Kederimi unutmak için sanki kedersizmişim gibi yaparım..

 

Şiir olmayan yerde insan sevgisi de olmaz, insanı insana ancak şiir sevdirir.

 

Para insanı ahlaksız ediyor. Karnı doyunca insanın kötü huyları da meydana çıkıyor.

 

Nefes aldığın şehir ne kadar şanslı. Kim bilir, sesini gökyüzü sanan kuşlar bile vardır.

 

Yağmurlu havada da birbirinin yüzüne bakmayı arzu eden insanlar birbirlerini güzel görürler.

 

Elimi yorgana koydum. Başımı da şöyle yastığa doğru şakacıktan eğdim. Uyumuşum !!!

 

O üzüntü birdenbire gelir. Hava yağmurludur. Bir sonu gelmeyecek başlangıç. Böyle sürüp gidecek gibidir her şey.

 

Edebi eserler, insanı yeni ve mesut, başka iyi ve güzel bir dünyaya götürmeye yardım etmiyorlarsa neye yarar?

 

Ne kadar kaçmak ve uzaklaşmak arzusu ile dolu isem o kadar da bağlanmak,kalmak, bağdaş kurup oturmak istiyorum

 

Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor.

 

Kitaplar, bir zamanlar bana, insanları sevmek lazım geldiğini, insanları sevince tabiatın, tabiatı sevince dünyanın sevileceğini, oradan yaşama sevinci duyulacağını öğretmiştiler.

 

Yeniden doğulmaz. Doğsan bile ne olacak? Seni iki senede, iki sene de değil, iki günde aynı insan ederiz. Aynı kendini düşünen, aynı haris, aynı kıskanç, aynı kötü huylu, aynı sarhoş, aynı budala oluverirsin.

 

Hani bazı çocuklar ısrarla bir fena hareketi yapmadıklarını iddia ederler. Hakikaten de yapmamışlardır. Ama yapmış gibi bir halleri de vardır. Yapmamış insanların tabiiliğini bir türlü alamazlar. İşte ben o çocuklardan biri gibiydim.

 

Yakaladığı balık pek küçük olunca onu öper ve tekrar denize atar. Yanındaki balıkçı biraz şaşırarak;

“Ne yaptın, hiç balık öpülür mü?” diye sorar.

cevap şu olur;

“Olsun, bu denizde benim öptüğüm bir balık dolaşıyor artık

 

Konuşurken düşünmüyor muyduk? Düşünüyorduk ama hatalara düşüyor, bir türlü onaramayacağımız haltlar karıştırıyorduk. Sonradan ne kadar pişman oluyor, söylediğimiz, hırsla söylediğimiz bir sözden ne kadar utanıyorduk.

 

Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.

-Sen ne olacaksın büyüyünce ?

-Ben mi ? dedi.

-Ben, dedi, boyacı olacağım.

-Ne boyacısı ?

-Kundura boyacısı.

-Neden kundura boyacısı ?

-Ya ne olayım ?

-Doktor ol, dedim.

-Olmam, dedi.

-Neden ?

-Olmam işte.

-Neden ama ?

-Doktoru sevmem ki.

-Olur mu ya? Bak, dedim. Doktor sevilmez olur mu ?

-Tabii sevmem, dedi.

Annem hasta oldu.

Evimize geldi. Kumbaramızı kırdık.

Bütün yirmi beşlikleri ona verdik. Sonra çeyrekler kaldı. Onlarla da reçeteyi yaptırdık. O da zorlan.

-Ama annen iyileşti.

-Annem iyileşti ama paramız gitti.

İki gün yemek yemedim ben.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Yorumlara Kapalıdır