Süleyman Nazif Sözleri

Süleyman Nazif Sözleri

Türk Şair, Yazar ve Devlet Adamı olan  Süleyman Nazif  29 Ocak 1870 yılında  Diyarbakır ilimizde doğmuş ,  4 Ocak 1927 yılında ise İstanbul’da vefat etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu ve erken Cumhuriyet döneminin Türk aydın, şair, yazarı ve devlet adamıdır.

Gördüğü özel öğrenimle Farsça, Arapça ve Fransızca öğrendi. Diyarbakır Vilayet Matbaası Müdürlügü ve Diyarbakır Gazetesinin baş yazarlığını ve Meşrutiyet´ten sonra Basra, Kastamonu, Musul, Trabzon ve Bağdat valiliklerinde bulundu.

 

Karıncayı bile incitmem deme!

Bile’den incinir karınca

 

Bir ordu bir insanı bir kere ama bir kalem her gün öldürür.

 

Vatan âfiyet gibidir, kıymeti ancak gittikten sonra bilinir.

 

Moskofun sulhü aldatıcı, susuşu kudurgan, yüze gülmesi hâin, yardımı alçaltıcıdır.

 

Tabib olmayan veya usul istimâlini bilmeyen adamların elinde ilâc-ı şâfi bile zehr-i kâtil olur.

 

“Gözümde kalmadı yer, gök; batar, çıkar, giderim
Zemîne münkesirim, asûmâna muğberim”

 

Boş yere canı yanmaz insanın. Ya bir eksiklik vardır geleceğe dair.Yada bir fazlalık vardır geçmişten gelen.

 

Bence bir millet için afetlerin en büyüğü muharebedir. Muzafferiyetlerle bitenleri bile milleti bitirir, yorar.

 

Fukaraya sadaka olarak verilen eski elbise gibi, medeniyet dünyası da fikir eserlerini eskittikten sonra, bizim omuzlarımıza koyuyor.

Süleyman Nazif

Dünya yüzünde hiçbir kimse, mensûb bulunmadığı bir milleti Piyer Loti’nin Türk’ü sevdiği kadar sevmemiştir.

 

Nankörlük, fertlerden çok milletlerin hayatının sayfalarını kirletir. Unutmak ise, nankörlüklerin en büyüğüdür.

 

Piyer Loti Türk’ün kanında doğmadıysa da kandan daha kuvvetli ola îmânından mütevellid bir Türk oğludur.

 

Irkina, vatanına, tarihine ihanet etmiş olan fertlerin ve milletlerin hiçbirini unutma Türk oğlu!… Unutma ve affetme!…

 

Allahım! Izandan, irfandan, felaketlerin getirdiği ve getireceği tecrübelerden doğan görüşten, basiretten, her şeyden vazgeçtik, bize yalnız hayâ ve his ver…

 

Niçin ve kimden gizleyelim? Kırk yıla yakın bir zamandan beri Avrupa’nın dudaklarında ne vakit “hak” kelimesi çırpındı ise mazlum doğu bir defa daha inledi ve ezildi.

 

Ruslar Kafkasya’nin ele geçirilmesini tamamlamak için dünyada ne kadar vahşet ve zulüm mevcut ve mümkünse hepsini, insanlığın ve tarihin gözü önünde irtikap etmekten ne çekindiler ne utandılar.

 

Matematik hesaplar daima hislerin ve ilhamların üstünde hükmeder. Fakar his ve ilhamın da daima kendine mahsus büyüklükleri vardır ki bunlara hiçbir hesap, hiçbir denklem, hiçbir kanun müdahale edemez.

 

Yapmak için girdiğimiz yerleri asla yıkmadık. Eğer memleketimizde harâbe varsa… Eğer tarîk-i temeddünde geri kalmışsak sebeplerini bizde değil, hariçte arasınlar. Atalarımızın bastığı yerlerde yalnız otlar değil, kasabalar, şehirler de bitiyordu.

 

Zorluklar ve felaketler karşısında güçsüzlük ve ümitsizlik göstermek zayıf kalplerin karamsarlığındandır. Metin gönüller, zahmetler ve engeller arttıkça azimlerini arttırırlar. Ve her azim, bir zaferin gerçekleşmesinin başlangıcıdır.

Ben bundan böyle vatanımın hudutlarını ve parçalarını coğrafya kitaplarında değil, kendi tarihimde ve kendi kalbimde arayacağım. Türkün kanını koklamış ve öpmüş olan her toprağın ruhu benim ruhumun içindedir. O, başka devletin haritasına yalnız adını taşır, o da ağlayarak ve inleyerek.

Gözlerim hiçbir zaman Dicle kenarıyla Tuna kıyıları ve Umman sahilleri arasında bir ayrılık rengi, bir yabancılık hali görmez.

 

Şeyh Şâmil Hazretleri bu yeni ordulara karşı da kayıtsız ve azimli mukavemet ediyor ve bu mukavemet uzadıkça Rusların kini ve şiddeti artıyordu. Moskoflar nihayet çıldırmış gibi bir hale gelerek bir imha harbine başladılar. En tarafsız yabancı tarihlerinin şahitlikleriyle ispatlanmıştırki bu sırada Ruslar tarafından işlenmedik hiç bir zulüm ve vahşet kalmamıştır. Moskoflarca asıl maksat Şeyh Şâmil’i asker ve erzak yokluğu sebebiyle aman dilemeğe mecbur etmekti.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?


blank