Tomris Uyar Sözleri

Tomris Uyar Sözleri

Yazıyı paylaş

Bugün 15 Mart. Ünlü yazarlarımızdan aynı zamanda çevirmenlikte yapmış olan Tomris Uyar’ın doğduğu gün.

Bu ünlü yazarımızın sözlerinden ve kitaplarındaki alıntılardan bir demet hazırladık.

 

Günaydın Gece yarısı…

 

İnsan önce renklerden başlamalı değişmeye.

 

Konuştukça, söylemediklerimiz birikiyor.

 

Uykunuz kaçtı mı kültürünüz artıyor.

 

Ölmeyecek kadar yaralıyım.

 

Yalnızlığıma katılabilirsin; yalnız soru sormayacaksın..

 

Bir şey söyle. Sözü aşsın öze değsin. Bir şey söyle, yanındayım mesela.

 

Bazen sessiz kalmak, Kırıldığını göstermenin en iyi yoludur.

İki kişi yalnız kalmaktansa, kalabalıkta yalnız olmak çok daha kolay.

 

Bu çocukluğun var ya, hiç yitirme onu, bazıları yitirmezler. Sen öyle bir çocuğa benziyorsun. Korun.

 

Yani yoksulluk anlatılmaz be ablam. Yoksulluk yaşanır anca.

 

Eskiden günler uzundu; kararında, tutumluydu.

Kırıklar zamanında onarılmadı mı büsbütün kırılıyor, durmadan kırılıyor.

 

Bir şeyin birdenbire yerinde olmaması, ama aynı tik takın sürüp gitmesiydi ölüm.

 

Seninle konuşmak, gergin bir ipte yürümeye benziyor artık. O kadar sertleşmişsin ki, bir rimelin akmasında bile suçlayıcı ipuçları arıyorsun.

 

Şeytan diyor ki, çek kapıyı ya da ne bileyim evdeki bütün patlıcanları kızart gitsin, düşünme.

 

Yırtına bozula düzelecek bu dünya ama biz yetişemeyeceğiz nasılsa.

 

Yaşamak, gitmek demek onun için. Yeryüzü, iki deniz arasında bir nokta demek, iki kent arasında bir istasyon.

 

Yazarken dünyayı bir anlığına değiştirebilirken, geçmişinizi bir santim yerinden oynatamıyorsunuz.

 

“Unutma’ dedi ihtiyar demir kapıyı açarken, ‘Düşlerini kimseye emanet etmeyeceksin, kaptırmayacaksın!’

 

Ben güzel şeyler duymak istiyorum demedim ki, sesini duymak istiyorum o kadar.

 

Konuşmak da tehlikelidir. İçte biriken sözcükleri boşaltmak. Hele konuşmayı bir kere unutmuşsan.

 

Bana neyin daha iyi geldiğini bu kadar güvenle kestirebiliyorsan gözlerin niye yaşardı? Kovma zarafetinin bir parçası mı bu?

 

Bana göre yapılmamış benim için düzenlenmemiş bir dünyada yaşıyorum, doğru…

 

Sabah, evdeki bütün ayakkabıları boyattım.

Bu, dün bitti demekti.

 

İstemeye hakkım var mı bilmem ama seni yürekten ilgilendiren şeyleri, başkalarına anlatmaktan kaçınacağın şeyleri duymak isterdim. Anlat bana.

 

Günlerin tam içinde yaşayamayınca, olanlara akıl erdiremeyince, bunlarla oyalanıyoruz işte, kahve pişirmek, çay demlemek..

 

Kadınların konuşmalarında bu özellik çok ilgimi çeker. O anlaşılmaz geçişler, bağlantısız sanılan, yaşamın özüne birdenbire inen saptanmalar. Bence kadınları en ağır koşullarda bile dayanıklı kılan bu konuşma biçimidir, yere sağlam basan bu dildir.

 

Sevginin yalnızca bir duygu olmadığını, bilgi de gerektirdiğini kendimden biliyorum. Sevgi savurganlığım yüzünden habire su vererek çürüttüğüm kaktüsler hâlâ aklımda. Bir dostum ‘iyi ki akvaryumda balık beslemiyorsun’ demişti, ‘her halde havasız kalmalarına üzülür sudan çıkarırdın onları.

 

Karşınızdakilerin söylediklerinizi unutmamalarını istiyorsanız sözcükleri insan psikolojisini gözeterek sıralamalısınız. Asker ya da sivil, genel olarak insan.

 

Hep düşünmüşümdür:aklından asıl geçenleri hiç yazamazsın mektuba.Karşındakinin beklediklerini istediklerini yazarsın ki mektupsuz kalmayasın.Kendi zararına hep onun yararına.

 

Böyle yağışlı gecelerde, dışarıda sürüp giden mırıltı, içinin kargaşasını yatıştırır, onu yalnızlığından sıyırıp düşlere ya da gerçeklerin kaynaklarına sürüklerdi.

 

Tenekeye hanımeli ektim, toprağı az geldi. Bakalım… Çiçekleri tanımıyorum pek, adlarını bile doğru dürüst bilmiyorum. Ama açsınlar istiyorum, gözümün önünde serpilsinler, balkonu sarsınlar: o zaman tanıyabilirim ancak, tanışırız.

 

Kent, daha kendi mevsiminin rengini bulamadı…Yazdan kalan giysiler dolaplara kaldırılırken, yazdan kalma duygular belleğin karanlık bölmelerine yerleştiriliyor.

 

Asıl terk edilenin, terk eden olduğunu anlamıyor ki kimsecikler. Terk eder görünen, neşteri ortak yaraya batırabilendir; çünkü bu güç iş ona bırakılmıştır. Yitirdiklerini, yitireceklerini, çekeceği acıları bilse de gerekeni yapmak zorundadır, daha azla uzlaşmacı değildir.

 

Bendeniz, bir sessiz film piyanisti gibi dışardan eşlik ettim olaylara.Hayat, büyük hesabıyla akıp giderken ben, karanlık odalarda, ince dökümlerle uğraştım. Ta gençliğimden başlayarak. Sizin gibi gençlerin bu gün iki saniyede elde edebildiği ortalamaları bulayım diye günlerce güneşe çıkmadım, çevreme karşı dalgınlaştım, sevdiklerimi görmedim, günah işledim.

Yazıyı paylaş
Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?