Yavuz Sultan Selim Han Sözleri

Yavuz Sultan Selim Han Sözleri

Bugün 10 Ekim. Bundan 548 yıl önce 10 Ekim 1470 tarihinde Sultan Selim dünyaya geldi.

Osmanlı İmparatorluğunun 9. ve ilk halife olan padişahıdır. Padişahlığı 8 sene sürmüş ve şir-pençe denen bir hastalık yüzünden rahatsızlanmıştır. Bundan 498 yıl önce 22 Eylül 1520 de vefat etmiştir.

Bu yazımızda sultanın sözlerinden bir demet hazırladık…

 

Mısır’ı aldık, lâkin Sinan Paşa’yı kaybettik!

 

Devletleri yıkan tüm hataların altında nice gururun gafleti yatar.

 

Güneş Mustafa( S. A. V. )’nın yüzünün aynasının bir aksidir

 

Alimlerin bindiği atın ayağından üstümüze sıçrayan çamur, şerefimizdir.

 

Cesaret insanı zafere, kararsızlık tehlikeye, korkaklık ise ölüme götürür.

 

Madem ki her gittiğim yol, O’nun diyarına doğrudur; benim nazarımda dağ ve bayırın gülistandan farkı yoktur.”

 

Gönül ister ki, Afrika’nın kuzeyinden Endülüs’e çıkayım ve sonra Balkanlar üzerinden tekrar İstanbul’a döneyim!

 

Biz bunca meşakkate alkış uğruna katlanmadık, halis niyetimiz rızayı ilahidir.

 

Ey canım,eğer sana Selimi gibi yüz tane devlet ve saltanat dâhi verilse cihana bağlanıp dosttan uzak olma.

 

Padişah-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş

Bir veliye bende olmak cümleden ala imiş

 

Ben devletime isyan edenlerle uğraşıyorum. Devletime isyan eden kişi oğlum Süleyman da olsa başını alırım.

 

Ben Allah’ın (c.c.) emirlerini yerine getirmek, zulüm görenlere yardım etmek için zırh giydim, kılıç kuşandım.

 

Ümmetlerin cevahir madenlerinden çıkardıkları bütün lâ’l ve inciler Mustafa(s. A. V. )’nın (savaşta kırılan) tek inci dişinin diyetidir.

 

Ey gönül! Başkasından yardım ve dostluk umarak yaşama,  düşmandan da korkma! Devlet ve saltanat ancak ALLAH(c.c.)’ın verdiğidir.

 

O peygamberlerin padişahıdır. Diğer peygamberler o’nun ordusudur. Yaradılıştan maksat o’dur. Bu kevn-ü mekân o’nun yüzü suyu hürmetine yaratılmış bir tufeyldir.

 

Hava kararsın, herkes evlerine dönsün, sokaklar boşalsın, ben ondan sonra İstanbul’a gireyim. Fanilerin alkışları, zafer takları ve iltifâtları bizi nefsimize mağrûr edip yere sermesin!

 

Kılıcımız parladıkça düşmanın gözü ondan ayrılıp bizi göremez. Ama Allah esirgesin, bir gün paslanır da yaltırıklanmazsa düşman bizi görmek değil, bir de tepeden bakar.

 

Zi-âdem tâ-bedîn-dem bahs-i ışk est

Ne-şeydâ ki kes ez asl-i mebâhis

(Hz. Adem’den bu âna dek aşktan bahsediliyor ama bu işin aslından kimsenin haberi yok)

 

Yavuz Sultan Selim’in Şah İsmail’e Yazdığı Şiir

 

Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur

Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyâr olur

Sâdıkâne belki ol bu âlemde dildâr olur

Yâr olur ağyâr olur dildâr olur serdâr olur

 

 

Vükela (vekillerin) ve ümeranın (amirlerin) süslü elbiseler giymesi padişahlarına tâzimden ileri gelir.Biz ALLAH(c.c.)’tan başka kime tâzime mecburuz ki bu külfeti ihtiyâr edelim?Bizim padişahımız ALLAH(c.c.), vücudu saran elbiseye değil,içindeki imâna bakar.(Sade giyinmesinin nedeni sorulduğunda)

 

Yavuz sultan selim han mısır’ı fethedip, hilafeti esaretten kurtarınca, alışkanlıkla kendisine de sultanül-haremeyn diyen hatibi susturup;”benim için, o mübarek makamların hizmetçisi olmaktan daha büyük şeref olamaz. Bana hadimül-haremeyn (kutsal yerlerin-mekke medine- hizmetçisi) deyin” buyurmuştur.

 

Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona: ”Sen sır saklamayı bilir misin?” diye sormuş.

 Vezir: ”Evet hükümdarım, bilirim.”

Yavuz Sultam Selim:” Bende bilirim.”

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Yorumlara Kapalıdır